DKP: AKP-IŞİD FAŞİZMİ VE ÇIKIŞ YOLU

0 138
image_pdf

AKP-IŞİD Faşizmi ve Çıkış Yolu – DKP

Devrimci Komünarlar Partisi (DKP) nin de içinde yer aldığı Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) 12 Mart 2016 tarihinde kuruluşunu ilan etti. Geç kalmış olarak atılan bu adımın değerlendirmesi ve gelecekte oynayacağı rol kendi başına bir olgu olmaktan önce, girilen bu sert mücadele dönemindeki yeri ve yapması gereken görevler açısından ele alınacaktır.

TDH çok parçalıdır; bu gerçekliğe rağmen, bir araya gelmek, anlamlı bir güçler yelpazesini bir araya getirmek ve kalıcılık kazandırmakta hep zorlandık. HBDH hem hareketimizin farklı geleneklerden gelen kesimlerini hem mevcut koşullarda olabilecek en geniş birlikteliği sağlayabilmiştir. Başlangıç olarak hiçbir adım herkesi kapsayamaz. Türkiye’de şovenizmin gücü biliniyor. Türkiye devrimci güçlerinin birbirlerine karşı ön yargıları da biliniyor, bunlar aşılmış ve geniş bir birliktelik olabilecek en ileri zeminde ve devrim hedefi üzerinden sağlanabilmiştir. Bölgemizin ve halklarımızın içinden geçtiği bu dönemde kuruluşun kendisi bile başlı başına devrimci bir eylemdir.

AKP nin tek çaresi savaş ve faşist diktatörlük

Halkların mücadelesinin yükselmesi için koşullar her zamankinden daha uygundur. Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri bölgedeki sürdürülemez eski statükoyu çökerttiler ancak, istedikleri türden „yeni“ bir düzen kuramadılar. Bu konuda kendi aralarında ve yerel gerici iktidarlarla, değişen dengelere bağlı olarak ittifaklar kadar keskin çelişkiler de yaşıyorlar. Batılı emperyalistlerle Erdoğan iktidarı, her iki tarafın isteği hilafına iplerin koptuğu noktaya doğru gidiyor. Rus uçağını düşürdükten sonra Rusya ile savaşın eşiğinden dönüldü. Bölgede cihatçı çeteler hariç Erdoğan iktidarının tek bir müttefiki kalmadı. Türkiye dünyadan dışlanmış vaziyette, dış politikada en zayıf dönemini yaşıyor.

AKP ve Erdoğan kliği içerde iktidarını, kirli ve kanlı bir savaş çeteleri ittifakı üzerinden yürütüyor. AKP nin emrinde TSK, Kontrgerillacılar, Kürt halkına karşı yürüttükleri katliam üzerinden güç devşiriyorlar ve aynı zamanda ilk tökezlemede birbirlerinin boğazına sarılmak üzere fırsat kolluyorlar. Erdoğan Kürdistan’daki katliamlara karşı çıkan herkesi düşman ilan ederek savaşı Türkiye tarafına da taşıdı. Türkiye tarafında da tüm muhalefeti düşman ilan etti. İçerde ve dışarda sürdürülen bu saldırgan politika, düzenin belirli kesimlerinde ve AKP içinde çatlaklar yarattı. Dışarda olduğu gibi içerde de Erdoğan iktidarı sert sürtüşmeler yaşıyor. Her yöne kılıç sallaması gücünün değil zayıflığının; kan ve terör dışında iktidarını sürdüremeyeceğinin göstergesidir. Erdoğan için iktidarda kalmanın yegane yolu, içerde ve dışarda savaş ve faşist diktatörlüktür.

Ortadoğu’da yeni bir dönem açılıyor.

Emperyalistler ve gerici, faşist bölge diktatörlükleri tüm Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiler. Etnik ve dini ayrımlar üzerinden, bir biçimde sürdürülen ortak yaşamı paramparça ederek ülkeleri yüzlerce yıl geriye savurdular. Nasıl amansız bir gericiliğe/geriye savrulduğumuzu, Türk ve Kürt halkları dehşet içinde yaşıyorlar. Üstelik de bunlar 2016 yılında yaşanıyor. Bugün bölgemizde yaşananlar kader değildir ve kesinlikle emperyalistlerin ve gerici bölge egemenliklerinin eseridir. Bölgenin kadim halkları Araplar, Farslar, Türkler, Kürtler, Asuriler, Ermeniler vd.leri bu cehennemi yaratanların emperyalistler ve bölgenin gerici egemenlikleri olduğunu kavrıyor ve kurtuluşun yollarını her zamankinden daha fazla arıyor. Arap isyanları bu arayışın kitlesel olarak dışa vurumuydu. Ardından Rojava’da ortaya çıkan halk devriminin yeni bir model önermesi ve bunun dışındaki tüm alternatiflerin mevcut kan deryasını derinleştimekten başka bir çözüm yolu gösterememesi halkların daha çok Rojava’ya bakmasını getirmiştir. Bölge halkları kendi güçleri dışında başka hiç bir güvencelerinin olmadığını görüyor, hissediyorlar.

Emperyalistlerin ve bölge gerici ulus devletlerinin yarattığı siyasal, yaşamsal, kültürel, ekonomik, ahlaki toplumsal durum sürdürülemez. Bu, Ortadoğu’da tarihsel olarak yeni bir durumun ve farklı bir dönemin başlangıcıdır. Artık Ortadoğu‘da yalnızca emperyalizmin ve bölge gericiliğinin borusu ötmüyor, bölge halkları henüz zayıf ama gerçek bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Rojava örneği şimdiden, sınırlı da olsa tarihsel olarak ırk, din, mezhep temelinde halen birbirinin kanını döken Kürt, Türkmen, Arap, Asuri, Çerkes, halklarından Sünni, Şii, Ortadoks, Ezidi inançtan toplulukları etrafında birleştirmiştir. Yeni olan budur ve mevcut çıkışsızlıkta tek alternatif de budur.

Bölgede emperyalist savaş, içerde iç savaş ve egemen faşist klikler arasındaki çatışmalar çözümsüz bir kaos ortamı yaratmıştır. Bu koşullar Türkiye’de dahil Ortadoğu’da devrimci bir durum yaratmıştır. Kitaplardaki klasik tanıma tam uymayabilir, bölge halklarının örgütlülüğü ve bilinç durumu henüz tam hazır olmasa da egemenlerin yarattığı ağır çözümsüzlük hızla halkların ortak direnişine evrilebilir. HBDH bu zeminde vücut bulmuştur, kuruluş alanı ve ana karargahı da Ortadoğu’nun tek özgürlük alanı olan Medya Savunma Alanları dır.

Tayyip’in emrindeki TC devleti, yalnız Türkiye’de yaşayanlara değil tüm bölge halklarına karşı, tüm bölge gericilikleri ve halk düşmanı yeni dinci faşistlerle iç içe geçmiştir. Sınırların dışına kuvvet gönderiyor ve sınırlar dışından katil sürüleri devşiriyor. Bu savaş artık sınırlara sığmıyor ve sınırlardan taşmıştır. Halklar için zaten metazori olan, emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerin „güvenlik duvarı“ ulusal sınırlar, kendiğinden keenlem yekun olmuştur. Bizim savaşımızın da mevcut durumda ağırlıklı alanı hala TC sınırları olsa da, bölge halklarının ortak kurtuluşu için mücadele giderek öne çıkacaktır.

-HBDH AKP faşizmini yıkmak için kurulmuştur.

Bu gerçeklik üzerinden bir araya gelen partilerimiz geçici güç birliklerinin ötesinde, demokratik devrimi gerçekleştirmek için halk iktidarını hedefleyen cephesel bir birlik kurmuştur. Partilerimiz arasında birliğimizin program ve hedefleri üzerinde farklı değerlendirmeler mevcuttur. Ayrı partiler olarak bir çok konuda farklı görüşlerimiz olmasından doğal bir durum olamaz ve birliğimiz kendi içinde farklılıkları devrimci eleştiri temelinde çözmeyi esas almaktadır.

HBDH, hedefine tüm dayanaklarıyla birlikte AKP faşizmini yıkmayı koymuştur. HBDH içinde ve dışımızdaki devrimci güçler arasında AKP iktidarının hedeflenmesinin yetersizliği ileri sürülmektedir. Bu konu elbette tartışılabilir ve tartışılacaktır. Bizce, tersine bu düşman cepheyi daraltan ve somut hedef haline getiren devrimci bir taktiktir ve bu hedefe devrimci şiddetle vuran güçler kaçınılmaz olarak tüm düzen kurumlarını karşısında bulacaktır. Bugünkü siyasal koşullarda kim AKP‘ye güçlü darbeler indirirse düzene darbe vurmuş olur; ve tersine olarak, AKP ciddi anlamda devrimci bir halk gücüyle zorlandığı oranda sistem ve devlet AKP etrafında kenetlenir. Türkiye burjuvazisi ve devletinin gerici ve faşist siyasal odağı bugün AKP iktidarı ve etrafında toplanan düzen güçleridir. Türkiye burjuvazisi ve devleti, devrimci halk güçlerinin AKP iktidarını ciddi oranda zorladığını gördüklerinde at değiştirerek, halkı düzen içi alternatiflere çekmeye çalışabilirler. Mücadelemizin hangi biçimleri alacağı ve hangi aşamalardan geçeceği yükselteceğimiz devrimci savaştaki yaratıcılığımıza ve etrafımıza toplayacağımz kuvvetlere bağlı olacaktır. Her koşulda bugün AKP‘ye sert darbeler vurarak anlamlı bir güç biriktirenler AKP sonrasına en güçü olarak gireceklerdir.

AKP tüm muhalefete karşı stratejik, bütünlüklü ve eş zamanlı topyekun bir atağa kalktı. Kürt düşmanlığı ve devlet savunusu üzerinden geleneksel gericiliğin ve şovenizmin bütün biçimlerini arkasında toplayarak Kürtlerle savaşı derinleştiriyor. Türkiye’deki muhalefete hazır olmadığı bir savaşı dayatıyor. Genel sol muhalefet bırakın bu azgın saldırılara karşı pratik tavır geliştirmeyi, düşüncede dahi savaş fikrine yakın değil. Tayyip her başkaldıranın kafasını ezerim diyor ve eziyor. Biraz daha ileri gitmek isteyeni kurşunluyor. Yasal gösterileri bombalıyor, şehirleri tank ve top ateşine tutuyor; buna karşılık “sol tarafta” devrimci savaş fikri yer yer ürkütücü bir etki yaratıyor…

HBDH’i kendi mücadele tarzını bu gerçekler üzerinden kuruyor. AKP ve etrafında topladığı faşist odağın ancak halkın devrimci silahlı mücadelesiyle durdurulabileceğine inanıyor. Kimseyi hakir görmeden genel solu ve halkı bu fikre ve eyleme ikna etmeyi hedefliyor. Türkiye’de devrimci sol hareketin ezici çoğunluğu gidişin bir faşist diktatörlüğe doğru olduğu konusunda birleşiyor. Hatta liberaller bile AKP faşizmine karşı direnişten söz ediyor. HBDH, AKP diktatörlüğünü yıkmak için kurulmuştur. Faşizme karşı nasıl mücadele edilirse, dünyada ve bizim ülkemizde faşizm nasıl inine gönderildiyse aynı biçimde mücadele edeceğiz. Faşizm hiçbir biçimde rica minnetle, beyaz bayraklar ve barış haykırışlarıyla durdurulamaz. Halk kitlelerini örgütleyip, teçhizatlanlandırıp bu azgın ve kanlı faşist sürülere karşı anladıkları dilde konuşacağız, devrimci zor uygulayacağız.

İçinde bulunulan dönem de, durum da çok ciddidir. Kahredici eşitsizlikte sert bir savaşla karşı karşıyayız. AKP faşizmi ezici fiziki kuvvetlerle ve dev devlet olanaklarını arkasına alarak halka saldırıyor. Bu şartlarda önce sınırlı gücümüzle saldırılara direnmeyi, karşı ataklar geliştirmeyi ve giderek ona darbeler vurmayı başarmak zorundayız. Buraya varabilmek için somut koşullara uygun, iç ve dış dengeleri hesaplayan bir stratejik hat ve bu stratejiyi tamamlayan doğru taktik adımları planlayabilmeliyiz.

-Irk ve mezhepçiliğe karşı emekçilerin birliği.

AKP ve devlet savaşı Kürtleştirip-Türkleştirmek için elinden geleni yapıyor. Buna zorunlu zira, Türkçü-İslamcı kaynaşması üzerinden Türkiye tarafını katı bir muhafazakarlığın, koyu bir dinsel sünni bağnazlığının esaretine sokuyor. 10 Ekim Ankara katliamının şokundan henüz çıkamamış olsa da, Türkiye tarafı kesinlikle yekvücut bu katliamcı cellatların arkasından gitmeyecektir. Kürtlere karşı Türkiye tek vücut değildir; AKP’nin dayattığı düzende bir arada yaşayamayacak birbirine düşman iki ayrı Türkiye vardır. Bu savaşta AKP ve devletin yumuşak karnı Türkiye tarafıdır, güçlerimizi ve stratejik önceliğimizi bu zayıf yan üzerine toplayarak, buradan sert darbeler vurmak üzere hazırlanmalıyız. Onlar savaşı etnik, din ve mezhep temelinde derinleştirerek güç topluyorsa, HBDH de savaşı adım adım işçilerin, emekçilerin ve tüm ezilenlerin savaşına döndürmeyi hedeflemelidir. Faşizme, ırkçılığa, katliamlara karşı yaşamı savunanları ve tüm halk güçlerini geniş bir direniş cephesinde birleştirmeyi hedeflemelidir.

Savaşlar, temel toplumsal ve sınıfsal çelişkileri bir dönem geri itse de ortadan kaldıramaz, tersine daha da ağırlaştırır. Bir dönem rüzgar bu yandan eser, sonra nesnel gerçekler işlemeye devam eder ve acımasız sınıfsal-toplumsal çelişkiler devreye girer. Geçtiğimiz günlerde Artvin’de bir şehrin kararlı direnişi faşist iktidarı geri adım atmak zorunda bırakmıştır. Aynı günlerde Bursa metal işçilerinin direnişi patlak vermiştir. Bir çok alanda benzeri çelişkiler kaçınılmaz patlayacaktır. Birliğimiz bu mücadeleleri dikkatle izlemeli, izlemekten öteye kitlesel direnişlere öncülük etmek için hazırlıklarını tamamlamalıdır. Bunun için tüm birlik bileşenleri, tüm alanlardaki güçlerini ortaklık ve birlikte mücadele temelinde eğiterek hayatın her alanında bir araya gelmeye hazır hale getirmelidir.

Birliğimiz bir dönem devrimci zoru öne alacaktır, ama yanlızca bu alana daralamaz. Birliğimiz, siyasal partilerin siyasal devrimi amaçlayan ittifakıdır. Yasadışı ve şiddet içeren konum ve tarz ile meşru alan ve kitle siyasetini ustaca birleştirebilmelidir. Devrimci zor öne çıkacaktır ve savaş siyasal alanı belirler hale gelecektir; ama her şeye rağmen siyaset, toplumsal alandan kurulmak zorundadır. Devrimci savaşa ve savaş siyasetine toplumun geniş kesimlerinin ikna edilmesi başarı için belirleyicidir.

Başarı her zaman, nesnel gerçekler ve somut koşulların doğru tahlili temelinde siyasetin doğru bir stratejik hedefe oturmasına bağlıdır. Klasik savaş sanatı kitaplarında yazar; en başta düşmanın net-somut olarak belirlenmesi, düşman cephenin olabilecek en dar sınırlara itilmesi, ittifaklarının bozulması, kararsız kesimlerin tereddütlerinin derinleştirilmesi, dost güçlerin ve tarafsız kesimlerin büyütülmesi yönünde politikalarla kendi cephemizi en geniş ittifaklar üzerine inşa etmek ve birleşebilecek tüm muhalefeti ortak düşmana karşı bir cephede birleştirebilmek doğru bir politikanın vazgeçilmezleridir: Güncel olarak bu hedef faşist AKP iktidarı ve tüm dayanaklarıdır; bütün imkanlar bu hedefe yönelmeli, birleşebilecek bütün güçler bu hedefe karşı birleştirilmelidir.

-Ara dönem kapanmıştır.

Hemen tüm muhalif güçlerin üzerinde anlaştığı bir gerçeklik var. Halka karşı kanlı bir saldırı var ve eğer halk engellemezse kanlı bir faşist diktatörlüğe geçilecek. O zaman arada kalmanın mümkün olmadığı bir döneme girmişiz demektir. “Diktatörlüğe karşı direniş zorunlu” deniliyorsa, bu devrimci savaşçılarla, devrimci savaşla ve devrimci zorla olur. HBDH, mücadelenin bu cephesini omuzluyor. Bu alanın dışında ve diğer yöntemlerle mücadele sürdüren tüm güçleri kendi gücümüz, ittifak yaptığımız yoldaşlarımız olarak görüyoruz.

Mücadelenin başarısının, hedefin somut belirlenmesiyle bağı direkttir. Açık, meşru mücadele yürüten muhalefetin kavramadığı bir gerçek var. Türkiye’yi faşist saray cuntası yönetiyor, başkanlık sistemi fiilen kurulmuştur. Geniş muhalefet güçleri hedeflerine, Erdoğan’ın başkanlığını önlemeyi koymuş durumda. Fakat bu hedef şimdiden kadük olmuş durumdadır: Kurulmuş ve fiilen oluşmuş bir durum engelenemez. Siyasette boşluğa düşmek böyle bir durumdur. Mücadelenin bu zeminlerde kabul edilerek bu zeminlerde tutulmaya çalışılması faşist kliğin tam istediği durumdur. Bu zeminlerde girilecek her çatışmadan, her koşulda kendisinin kazandığı ve kazanacağı açıktır. Muhalefetin boyun eğerek uymasını zorladığı faşist yasalara kendisi asla uymuyor ve kaybettiğinde yasayı, anayasayı, sandığı vb. tekmelemekten çekinmiyor. Mevcut yasallık tam bir faşist kapan durumunda; eğer kırılmazsa tüm halkın ve devrimcilerin enerjisini söndüren bir gerçekliktir. Tüm muhalefet güçleri ve halk için bu kapanı kıracak tek doğru hedef ve slogan; faşist saray diktatörlüğünün tüm dayanaklarıyla yıkılmasıdır.

Bu gerçeklik tüm yasal zeminlerin artık bittiği ve boşa düştüğü, bu alanların faşizme ve gericiliğe terkedilmesi anlamına gelmez. Tersine, yasal meşru mücadele çok daha fazla önem kazanmıştır ve kararlılıkla yürütülmelidir. Başka boyutlarda süren tüm mücadelelerin sonuçları açık mücadele meydanlarında kazanımlara ve güce dönüştürülecektir. Sorun bu alanda da siyasal hedefin doğru seçilmesi ve kitlelerin “havanda su dövüyoruz” ve “yapılacaklar boş” mantığına sürüklenmesini engelleyerek, doğru taktiklerle yürütülmesidir.

-Aktif çoğunluk devrimden yanadır.

HBDH, dışındaki tüm devrimci ve muhalif güçleri dost ve müttefik olarak kabul ediyor. Düşmanlık boyutuna varan devlet ağzıyla yapılan saldırılar dışında kendisine yapılacak tüm eleştirilerden öğrenmeyi esas alıyor. Değişik birleşik mücadele denemelerine rağmen devrimci ve sol muhalefet güçleri hala çok dağınıktır, ortak strateji ve hedeflerden yoksundur. Bu durum AKP faşizminin işini kolaylaştırdığı gibi halk güçlerini de demoralize etmektedir. Mücadelede kararlı olan herkes bu olumsuz durumun aşılması için çaba göstermek ve somut öneriler geliştirmek zorundadır.

Parçalı halimize rağmen ortak bir koordinasyon kendiliğinden bile kurulabilir. Her şeye rağmen bu parçalı halimizle de hayatın içinde her alanda ve herkes kendi tarzında vurarak düşmanı kuşatabilir, parçalı halimizi avantaja çevirebiliriz. Hedeflerimizi ortaklaştırır ve netleştirirsek, ortak koordinasyon kendiliğinden savaş içinde kurulur. Devrimci sol güçler ve tüm muhalefetsahasında, egosantrik laf cambazı bazı kesimler dışında, ezici çoğunluk kendi beyanlarıyla Tayyip diktatörlüğünün yıkılmasını stratejik öncelik olarak ilan etmiştir. Bu, bütün programları ortak kesen tespit olmanın ötesinde ve daha önemli olarak Türk ve Kürt halklarımızın ezici çoğunluğunun talebidir.

Burası çok önemlidir ve politik olarak dayanacağımız asıl mevzimizdir. HBDH’nin kuruluş amacı halklarımızın arzusunu politik ve örgütsel bir güce dönüştürmektir. Hiç tereddütsüz halk çoğunluğunun özlemleri ve giderek gücü arkamızdadır. AKP’nin yüzde elli oy alması, sadece iflah olmaz kötümserleri, politik miyopları ve bu kirli düzene iman etmişleri aldatabilir. Faşist AKP iktidarı bir yana, en demokratik olduğunu iddia eden burjuva ülkelerinde de halkın çoğunluğu verilen oylara bakılarak anlaşılamaz. Toplumsal mücadelelerin tarihinden biliyoruz ki, halkın çoğunluğu basit nicel toplamlarla ölçülemez; çoğunluk demek, aktif politik kesimlerin çoğunluğu demektir ve kesin kavganın sonucunu bu topluluklar belirler.

Halklarımız yalnız AKP’den değil, bu sistemin ahlakından, talancılığından, hırsızlığından, düşkünlüğünden bıkmıştır. Sultasından, tehditlerden, şantajcılığından usanmıştır. İkinci sınıf, parya muamelesi görmek canına tak etmiştir. Bir zamanlar güvendiği devlet ve düzen kurumları, birimleri, kadrolarıyla dinci faşist Erdoğan diktatörlüğünün emrine girmiştir. Bu durum devlete ve düzene pamuk ipliğiyle bağlı son güven kırıntılarını da koparıp atmıştır. Büyük çoğunluğun bu düzende güvenebileceği hiçbir kurum, kuruluş kalmamıştır. Bu gerçekler ışığında hiç tereddütsüz halkın çoğunluğu arkamızdadır diyoruz ve bundan dolayı başarmak için her zamankinden daha güçlüyüz.Türkiye ve Kürdistan mücadele tarihindeki en büyük devrim olanaklarının önümüze açıldığı bir dönemdeyiz.

Halkın düzende güvenebileceği hiçbir kurumun kalmaması muazzam bir güçtür ve biz devrim için her zamankinden daha güçlüyüz. Halkın çoğunluğuyla, “mevcut iktidar gitsin” temelinde ortaklık kurmuşsak bu büyük bir güçtür ve devrim koşulları bu gerçeklikten dolayı her zamankinden daha yakıcıdır. Bu tablo devrimci durum demek değildir, devrimci durum için ve öncülük iddiasındaki tüm devrimci güçler için büyük olanaklar demektir. Değerlendiremezsek bu bizler için ağır bir suçtur. Bu dönemi de ciğeri beş para etmez burjuva politikacılarına kaptırmak halka karşı işlenecek en büyük suçtur.

-Krize devrim cevabı: HBDH

Tarihsel olarak büyük alt üst oluş dönemleri, siyasetler ve örgütlü güçler için sıçrayış momentleri yaratırlar. Bizim tarihimizde devrimci hareketin önüne büyük olanaklar çıkmıştır. Her defasında devrime cesaret eden bir stratejik feraset geliştiremediğimiz için burjuvazi üstün gelmiştir. 12 Mart saldırısı, aynı zamanda bir direniş ve hesaplaşma ile ve devrimci güçlerin kanlı biçimde ezilmesiyle sonuçlanmıştır. Deniz, Mahir ve İbrahim ile semboleşen 71 devrimci direnişçilerinin kendilerini halkın davasına feda edişleri, büyük bir halk uyanışına ve siyasallaşmasına dönüşmüştür. Bu büyük halk uyanışını devrimciler değerlendiremeyerek düzene teslim etti. 1973’de Türkiye’de siyasal bir deprem yaşandı, dağ taş halkçı Ecevit demogojisinin arkasına aktı. TDH kanıyla, canıyla yarattığı bu büyük potansiyeli acemiliğiyle, yetersizliğiyle asıl olarak da demogojik solculuğu aşamadığı ve devrimciliğin hakkını veremediği için, kendi elleriyle burjuvaziye hediye etmiştir.

Aynı yetersizlik 12 Eylül sonrasında da yaşanmıştır. 12 Eylül zulmünden bıkan kitleler gene devrimcilerin alternatif olamamaları dolayısıyla, kurtarıcı olarak kaşarlanmış burjuva politikacısı ve faşizmin işbirlikçisi Demirel ile onun yedek lastiği durumundaki İnönü’ye sarılmıştır. Aynı şey 2000’lerde tekrar etmiş, Kürt özgürlük mücadelesinin allak bullak ettiği geleneksel egemen güçler ve odakların çökmesi sonucu ortaya çıkan boşluğu AKP sahtekarlığı doldurmuştur. Bütün bu momentler, devrimcilerin yetersizliği; daha açıkçası devrimci olamaması sonucu burjuvaziye terkedilen büyük devrim olanaklarıdır. HDBH bir daha aynı hataya düşmeden önümüze açılan bu büyük olanakları devrimle tamamlamak için vardır.

-Birleşirsek başarabiliriz.

Türkiye’deki tüm devrimci ve demokratik güçlere çağrımızdır; HDBH’nin mücadelesi sizlerin mücadelesidir. Mevcut durumu faşizme gidiş olarak, iç savaş olarak, topyekün diktatörlük olarak değerlendiren tüm güçler; HBDH sizlerle aynı düşünüyor ve bu tehdidi önlemek için mücadele ediyor. Gelen faşist diktatörlükse ve bunu söyleyenler kendi tespitlerinde tutarlı iseler çok ciddi olmak ve derhal bütün güçleri birleştirerek en geniş mücadele cephesini kurmak üzere harekete geçmek zorundalar. Bu gerçeklerden dolayı diyoruz ki, güçlerimizi birleştirmenin ve ortak mücadelemizin önünde hiçbir engel yoktur.

Faşizme karşı mücadelede izlenecek hat konusunda farklılıklarımızın olması normaldir. Bu konularda tüm devrimci ve anti-faşist güçler önünde yürütülecek açık bir tartışma çok geliştirici ve faydalı olacaktır. Gene HBDH’nin stratejik ve programatik hedefleriyle veya yöntem ve mücadele tarzı ile farklı düşünenlerle de mücadelemiz ortaktır. Bu gerçekler ışığında Türkiye ve Kürdistan’daki devrimci güçler başta olmak üzere tüm muhalif demokrat kesimler, tüm anti-faşist güçler ve tek tek bireyler kadar herkes, bu katiller ve hırsızlar saltanatını yerle bir etmek için birleşmek zorundadır.

Bazı dönemler zor dönemlerdir. Tabir uygunsa “kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsü” gibi zamanlardan geçiyoruz. Korkunç kaybedebilir, büyük kazanabiliriz. Kolay zafer yok, kimse kolay bir dönem olduğunu söylemiyor. Şimdiden yaşadıklarımıza bakarak, tahayyül dahi edemeyeceğimiz, normal insan aklının alamayacağı yırtıcılık ve zulümlerle karşılaşabiliriz. Bu bizim seçtiğimiz ve tercih ettiğimiz bir durum değil. Bu coğrafya ve bu toplumsallık kaderimiz başka bir seçim şansımız yok. Bu ülkeden başka istedikleri yerde yaşama olanakları olanlar vardır ama halklarımızın böyle bir lüksü yok. Halkın ve devrimcilerin tek kaderi, tek çaresi, tek seçeneği: AKP ve IŞİD zihniyetini iktidar yapan bu düzeni yerle bir edip, eşit ve özgür bir yaşamı kurmaya mecbur ve mahkumuz!

Bu mücadelede başarı tesadüflere, şansa, beklenmedik gelişmelere bağlı değil; tamamen bizlere, devrimcilerin yaratıcılıkla görevlerini yapıp yapmamasına bağlı. Kolay başarı yok, kolay zaferi hiç kimse hayal etmiyor. Ancak yapılamaz değil, başarabiliriz. Büyük şairimizin sözleriyle: “Varılacak yere (ne yazık ki) kan içinde varılacaktır / Ve zafer hiç bir şeyi affetmeyecek biçimde tırmakla sökülüp kopartılacaktır”!

25 NİSAN 2016

DKP

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.