DEVRİMDE SAĞLAM BİR DEVRİMCİ KİMLİK: NURETTİN GÜRATEŞ

0 210
image_pdf

THKP-C SEVDALISI KASABALI: NURETTİN GÜRATEŞ

26 Temmuz 1978 günü ekip otosu ile Adana Devlet Hastanesi’ne getirildiğinde, polis kurşunu ile karın boşluğundan hafif yaralıdır. Ciddi bir kanaması yoktur.  Adana Devlet Hastanesinin acil servisinde ölümcül olmayan mermi yarasına ilk müdahalesi yapılırken bilinci açıktır.

Sağlık görevlileri ameliyat sonrası gönül rahatlığı ile koluna serum bağlarken, sivil polisler de onu ayak bileğinden yatağına kelepçeleme telaşındadırlar. Doktorlar ilerleyen saatlerde ifade alma konusunda ısrarcı olan polislere, Hipokrat dillerince karşı çıkmaya yeltendilerse de, “emir büyük yerden” geliyordu… Doğaldır ki, çok fazla direnemediler.

  • Ama, Nurettin Gürateş direndi.

“THKP-C sevdalısı olduğunu, devrimcilik yaptığını, işçi sınıfı ve emekçi halk için  savaştıklarını, amaçlarının sadece devrim yapmak olduğunu, bankaya da bunun için girdiklerini…” ısrarla tekrarlayıp durdu.

Yeni doğan gün içinde emniyet tarafından olayın takipçisi olan basın emekçilerine “yaralı banka soyguncusu kurşun yarasından öldü” şeklinde basit ve kısa bir “bilgi” verilir.

O gün, o hasta servisinde görevli olan hemşirenin anlatımıysa çok açık ve nettir:

“Yaralı hastamız normal bir insana göre biraz fazla olan kilosunun karın bölgesinde oluşturduğu yağ dokusu sayesinde, boşluğuna isabet eden 9 mm. kurşunun ölümcül etkisine maruz kalmamıştı.  Yani, saplanan kurşunun hasarı o cüssedeki bir yaralının ölümüne sebebiyet verecek kadar ciddi değildi.

“Yaralı hastamızın bilinci hastanemize getirildiği saatten itibaren açıktı… Ameliyat esnası dahil hiçbir zaman şoka girmedi. Servise çıkarıldığında, hastaneye doluşan polislerden fırsat buldukça benimle konuşmaya, bir daha zamanı olmayacakmış, olamayacakmış telaşı içinde bir şeyler anlatmaya çalıştı.

“Kısaca, devrimci olduğunu, soyguncu ve bozguncu olmadığını, bir kamulaştırma operasyonunda yaralandığını… Polislerin en az kendisi kadar kararlı ve ciddi olduğunu, kendisini ilk fırsatta öldürmeye kalkışacaklarını” anlattı.  Ardından (zaferin er ya da geç direnenlerin olacağını,  sonuçta mutlaka emekçilerin, halkın kazanacağını) ekledi.

“Tüm bunları, o yaralı vaziyette, yatağına ayağından kelepçeliyken anlatırken, insanda hayret uyandıracak biçimde sakin ve soğukkanlı idi.

“Ancak adını, soyadını vermedi, doğum yerinden, memleketinden hiç söz etmedi.

“Sadece, aslında mesleğinin öğretmenlik olduğunu, bir süre, yine yer belirtmeden Anadolu’nun bir ilçesinde Türkçe öğretmenliği yaptığını da özelikle belirtmesi gerektiğinin ısrarı içinde olduğunu fark ettim.

“İlerleyen günde bir daha onunla konuşma fırsatımız olmadı. Belki de anlatacağını anlatmıştı. Ben, yattığı koğuşa girip çıktıkça, böylesi bir gönül rahatlığı içinde bana bakıp belli belirsiz gülümsüyordu. Ertesi gün, koğuşa farklı bir sivil giyimli-savcı olduğunu tahmin ettiğim- kişi geldi, bir şeyler konuştular ve gitti.

“Son olarak, günün ilerleyen bir saatinde, ayak bileğinden yatağına bağlı olmasına ve yarasına rağmen moralinin çok yerinde olduğunu, hatta son cümlelerinden birinde (polislerin kendisinden nasıl korktuklarını ve nasıl da panik içinde olduklarını konusunda) espri bile yaptığını söylemeliyim…

Canlı tanık hastane hemşiresinin anlatımından…

 

KASABALILAR 

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.