MEHMET SÖNMEZ: SEVGİLİ TAMER

0 324
image_pdf

ÜZERİNDEKİ KAZAĞI BİLE HATIRLIYORUM

SEVGİLİ TAMER, 

sensizliğin her anı, her saniyesi olmasa da hemen hemen her gün,seni bir kez de olsa anıyorum. İçimde yaşattığım seni kâh, üzülerek, kâh sevgi ile dost sohbettlerinde seni tanımayanlara anlatıyorum. Seni ve öteki gidenlerimi anlatmayı borç olarak görüyorum. Herkes, bütün dünya seni tanımalı, bilmeli. Herkesin dilinde, gönlünde yaşamalısın, yaşamalısınız. Ama öyle kuru, ajitasyonlarla değil. Buna ihtiyacınız da yok zaten. Kahramanlıklarından çok insan Tamer’i; insan Atilla’yı Kadiri, Ahmet’i, Doğan’ı birde Tozkoparanlı efsane Doğan’ı anlatıyorum. Ama özelliklede seni.

Ne anlatırsam anlatayım en ufak anımız bile “kahramanlıklar” la dolu. Onca yıla rağmen yaşıyorsun yani Üzülerek, sevinerek, her rakı sofrasında kadeh kaldırırken (şimdi birileri ayyaş diyecek) bile kadehimi bir kez de senin için kaldırıyor, derin bir iç çekişin ardından masaya vuruyorum. “Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde..” biliyor musun? Bazen bir gece yarısı aniden aklıma düştüveriyorsun. İtiraf etmeliyim, eskiden daha sık görürdüm seni rüyalarımda. Koşup sana geliyorum. Gördüğüm bir rüyada uzanıp yanına, yalnızlığının ne demek olduğunu hissetmiştimm.

Soğuk bir kış günüydü. Kuzeyden esen rüzgar, dökülen ağaç dallarına ıslık çaldırtıyordu. Yağmur pisti ve yüzümü kamçılıyordu. Ayak ucundaki gül kurumuş, dallarıyla büyülü ıslığa eşlik ediyordu. Evlerin perdeleri sıkı sıkıya kapanmış, bacaları sönmüş sobalarının arta kalan ateşin dumanlarını tüttürüyordu. Senin dışında her şey ürkütücüydü. Sokaklar boş, lanbaların şavkında yağmur savruluyordu. Sokak köpekleri bile korkmuş silnmişti bir yerlere. O anki varlığın bana güven veriyor, sıcaklığın havanın soğuğunu kırıyordu… uyanıyorum… ve yeni bir gün başlıyor.

Sevgili Tamer seni, yeni dostlar soruyorlar. ( Dostlar diyorum. Bu seni şaşırtacak biliyorum. Eskiden sen, ben, Ali, Süleyman kankaydık. Süleyman hep dışa açılır, başka arkadaşlıklar edinince kızar, bağırırdık. Kıskanmaktı bir nevi. Bizi sattığını düşünürdük. Ne komik değil mi?) ardından Soruyorlar rakı kadehini göstererek “bu vuruş kime?” Tamer’ im için, diyorum. Ve senden bahsediyorum.

Anılar! Ah bu anılar. Bir dostum “yaşlanıyorsun” derdi senden, bizden, geçmişimizden bahsederken. “Yeni günler yaşayamayanlar hep eskilerden bahseder” derdi. Hayır, ben kendimce yeni günlerde yaşıyorum. Bu seni ve öbür yitirdiklerimizi unutacağımiz anlamına gelmez ki!? Öyle değil mi?

Acemi, ürkek, duygusuz ve zevksiz insanları tanıdıkça sizleri daha çok anlıyorum, anlatıyorum. Hemen gözümde canlanıyorsunuz. Sen geliyorsun aklıma ister istemez. Yine dalıp gidiyorum. Kadehimi masaya vuruyorum hafifçe. “Tamer” diyorum içimden sessizce.

Kaç yıl geçti biliyor musun seni görmeyeli, sesini duymayalı. O Aksak Sakar komik hallerini özledim. Şarkı söylerdin. Daha doğrusu türkü. Ersen ve Dadaşlar, “…bir ayrılık bir yoksulluk, bir ölüm…” Cem Karaca, Dadaloğlu… “… kalktı göç eyledi Avşar elleri. Ağır ağır giden eller bizimdir… elimizde mızrağımız kirmani taşı deler yüreğimiz fermanı… ” böyle bir şeydi. Belki de yanlış hatırlıyorum sözleri. Bilirsin hep uydururdum. Sonra sen düzeltirdin. İyi bir müzik kulağın, davudi sesin vardı. Yeni çıkan şarkıları çabuk ezberlerdin. Eylem öncesi, eylemlerde söylerdin, marş gibi. Motive olur, havalara girerdik…

1978 kışıydı. Gözaltına alınmıştık ikimiz. 2. şubeye, namıdiyar Sansaryanhanı’ na götürüldük. 10 yılların kötü acıya bulanmış kan izlerini taşıyan duvarları vardı. İşkence odalarının bir tanesinin girişinde : “Burada Allah yoktur”. diye yazılıydı. Öteki katın odalarından çığlık sesleri geliyordu. Salon gibi büyük, iri alaturka taşı olan tuvalete tıkılmıştı insanlar. Ayakları çıplak şiş ve patlak falaka dan dönen insanların halleri, duvarlardaki taşlardan daha ağırdı. Ama biz de deli bir kan taşıyorduk. Bakırköy, Yenimahalle karakollarının nezaret hanesinde işkenceci “Çengel İbrahim”in çengeline asılmış, çemberinden geçmiştik. Yabancı değildi gördüklerimize. Bir hafta herkesin yediği dayağı yedik. Siyasiydik belki biraz fazla… Ayaklarımız şişti ama başımız dik, götürüldük mahkemeye. Serbest bıraktılar.

Çünkü; görmemiş,

Çünkü; duymamış,

Çünkü; konuşmamıştık.

Maymunduk üç.

Bu fotografı görünce aklıma bu anılarımız geldi. Üzerindeki kazağı bile hatırlıyorum.

Bu fotoğraf, o günler’den arta kalan 2. Şube arşivlerinden ele geçirildi, ve beni sana getirdi.

Mehmet Sönmez

17 Temmuz 2018

 

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.