HBDH : 2 Temmuz Sivas Katliamının Hesabını ve Tüm Katliamların Hesabını Soracağız!

0 146
image_pdf

2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta Madımak Otelini yakarak 33 aydın-alevi insanı katledenler yalnızca oradaki aydın yüzleri yakmak istemiyorlardı,  Orada aynı zamanda insanlığı da diri diri yakıyorlardı.

Elinde benzin bidonu, taşlar ve sopalar eşliğinde tekbir getiren, İnsanlıktan nasibini almamış bir güruhun provakasyonu da değildi. Tekçi, üniter, biat kültürü üzerine inşa edilmek istenen bir devlet ve toplumun, farklı ulus ve etnisitelere, farklı inançlara, farklı cinsel kimlik ve yönelimlere, özgür ve bağımsız düşünenlere, devrim ve demokrasi isteyenlere, bunun mücadelesini yürütenlere, kendinden olmayanlara, kendine benzemeyenlere reva gördüğü zulümdü.

Sivas-Madımak’ta aydın, sanatçısıyla 33 insan, insanların gözü önünde, Tv’lerden yapılan canlı yayınlarla diri diri yakıldı, katledildi. Alevi olmak, alevi inanç ve kültürünü yaşatmaya çalışmak, ezilen inanç kesimini sahiplenmek, onlarla devrimci-ilerici dayanışma içine girmek tekçi-monolotik, tek ulus, tek dil, tek bayrak, tek din üzerine kurulan TC devletinin hoşgörüyle karşılayabileceği, zenginlik olarak değerlendireceği bir şey değildi. Sivas-Madımak’ta da hoşgörüyle karşılanamazdı-karşılanmadı da. Devlet yetkililerinin gözleri önünde ve onların da desteğiyle insanlar diri diri yakıldı. Bu katliamı nefretle kınıyoruz.

Osmanlıdan bugünlere aktarılan ve gerici-egemen güçlerin hükümranlıklarını korumak ve yaşatmak için başvurdukları bu geleneğe yalnızca aleviler maruz kalmadı. Yalnızca aleviler katledilmedi, diri-diri yakılmadı.

90’lı yılların ortasında Dersim’de onbinlerce askerle yürütülen operasyonlarda köyler yakılıp-yıkılırken ve köylüler göçe zorlanırken, köyünü-evini terk etmeyenler hayvanlarıyla birlikte diri diri yakılmıştı. Elinde kibritlerle “kibritçiler” olarak nam salan Bolu’dan, Kayseri’den, İsparta’dan taşınan binlerce askerle yakılan yalnızca köyler, evler, hayvanlar değildi. Yakılan aynı zamanda  Kürtler, Aleviler, devrimci-ilerici insanlar, doğa ve insanlıktı.

19-22 Aralık 2000’de, asker-polis-kontrgerilla eşliğinde 20 hapishaneye aynı anda yapılan ve adına “Hayata Dönüş” oprerasyonu adı verilen katliam saldırısında skorsky’ler, gaz bombaları, ağır silahlar ve iş makinaları kullanılarak 28 devrimci-komünist tutsak katledilirken, bunlar içinde 6 devrimci kadın tutsakda diri diri yakılarak katledilmişti.  Yakılan, sadece bedenleri tutsak edilse de bilinçleri teslim alınamayan  siyasi tutsaklar değildi. Yakılmak istenen, Türkü, Kürdü, Alevisiyle çeşitli miliyetlerden ve inançlardan kadın ve erkeğiyle birlikte aydınlık, özgür, devrimci gelecek -yarınlar düşüydü.

2015 yılı sonlarında Kürt ulusunun ilan ettiği “Demokratik Öz Yönetimler”e de faşizmin cevabı aynıydı. Her türlü ulusal demokratik hakları ellerinden alınan, mücadeleyle elde ettiği kazanımları yok sayan, her türlü katliam, asimilasyon ve sürgünlerle yerinden yurdundan edilen kürt halk kitlelerinin, kendi kendini yönetme isteğine tankı, topu, savaş uçakları, binlerce asker, korucu, özel timleriyle, keskin nişancılarıyla saldırmış, kürt yerleşim yerleri ablukaya alınarak halk kitleleri katledilmiş, sürgün edilmiş, yerleşim yerlerinde taş üstünde taş bırakılmamıştı.

Cizre, Sur, Nusaybin, Şırnak vb yerlerde devlet yerleşim yerlerini savaş uçakları ve tanklarla bombalarken, ablukaya aldığı yerleşim yerlerinde bulunan-yaşayan tüm halkı, direnenleri, yaralananları ayırım gözetmeksizin yaşlısıyla-genciyle-çocuğuyla katliamın hedefi haline getirmişti. Faşizmin saldırılarında yaralanan ve bodrumlarda bekleyen onlarca savunmasız yaralıyı da diri diri yakarak katletmişti. Cizre’de, Sur’da  bodrumlarda yakılan yalnızca ulusal demokratik hakları için direnen-mücadele eden kürt değildi, aynı zamanda insanlıktı.

Ezilen Halkların Kurtuluşu Birleşik Mücadeleden Geçer

İnancı nedeniyle horlanan, küçük düşürülen, inancını savunması ve gereklerini yerine getirmesi engellenip şiddetle engellenen, ibadet haneleri kabul edilmeyen, inancını özgürce yaşaması bir yana egemen dinin baskısı altında asimilasyona tabi tutulan Alevilik ve alevi toplumu tarih bayunca büyük kırımlara uğramış, katledilmiş bir inanç toplumu olarak bugün de baskı ve zulüm altındadır. Evlerine kırmızı işaretler konmakta, okul ders kitaplarında Alevilik aşağılanmakta, ibadethaneleri kabul edilmemekte ve “sapkınlık-kafirlik”le beslenen saldırılara hedef olmaktadır.

Faşizmin “tek”leştirme siyaseti din üzerindende uygulanmakta, aleviler başta olmak üzere farklı inanç kesimleri baskıya maruz kalmaktadırlar. 93’ yılında Sivas-Madımak’ta  gerçekleşen katliamda bu devlet politikasının bir ürünü ve sonucuydu.

“Tek”leştirme sırf dil, bayrak, ulus ve din boyutuyla değil, düşünüş, davranış ve yaşayış boyutuyla da topluma dayatılmakta, toplumun buna uyması beklenmektedir. Uymayanlar; Madımak’ta, Dersim’de, 19-22 Aralık’ta hapishanelerde, Cizre’de, Sur’da olduğu gibi katliamla, yakılıp-yıkılarak ‘’hizaya’’ getirilmek istenmektedir.

Katledilen, yakılan, sürgün edilen, demokratik hakları elinden alınan, her türlü baskı ve işkenceye maruz kalan ve ötekileştirilenler ezilen ulus ve milliyetleriyle, ezilen inanç kesimleriyle, farklı cinsel kimlikleriyle, demokratik ilerici değerleri savunan ve bunların mücadelesini veren herkes faşizmin hedefindedir. Bugün AKP-MHP iktidar karşıtı olmak, bu iktidarı eleştirmek dahi tek başına faşizmin hedefi olmaya yetmektedir.

Faşist AKP-MHP iktidarı tüm insanlığın, demokratik değer ve ilerici mücadelenin, ilerici-aydınlık yüzlerin düşmanıdır. Madımak katliamının faillerini serbest bırakan, 19-22  Aralık katliamının faillerini mükafatlandıran, Öz Yönetim direnişlerinde yaralıları bodrumlarda diri diri yakanlara emir veren bu devlet, bu iktidardır.

Bu faşist iktidardan  ve bu faşist devletten kurtuluşun tek yolu birlikte, omuz omuza yürütülecek birleşik mücadeledir. Tüm ötekilerin, yok sayılanların, inkar edilenlerin, demokratik hakları ellerinden alınanların, biat etmeyenlerin, ezilen ve sömürülenlerin, Kürt’ü, Türk’ü tüm milliyetleriyle, Alevisi, Sunnisi ve ezilen inancıyla, işçilerin, köylülerin, kadınların, gençlerin, aydınların, sanatçıların, akademisyenlerin, çevrecilerin vb ezilen emekçilerin örgütlü birleşik mücadelesi, faşizme karşı yegane sonuç alıcı mücadeledir. Bunu başarabiliriz.

Zulme ve katliama uğrayanların, ezilen ve sömürülenlerin, hakları-emekleri ellerinden çalınanların ortak düşmanı faşizmdir, gericiliktir. Kurumlarıyla birlikte faşist devlet ve faşist iktidarıdır. Faşizme karşı birleşelim, mücadeleyi her alanda yaygınlaştırarak büyütelim. Kazanan halklarımız olacaktır.

2 Temmuz Sivas Katliamının Hesabını ve Tüm Katliamların Hesabını Soracağız!

Birleşik Mücadeleyi Her Alanda Yaygınlaştıralım, Büyütelim, Kazanalım!

Faşizm Yenilecek Halklarımız kazanacak!

Halkların Birleşik Devrim Hareketi

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.