Eğer geçmiş acı veriyorsa geçmemiştir!

0 536
image_pdf

Yüksel Geniş…1965 yılında Erzincan’ın Refahiye ilçesine bağlı Odunlu köyünde doğdu. Aile bir süre sonra İstanbul’a göç etti. Bir yıl kadar Tozkoparan’da kalan Geniş ailesi buradan Çiftehavuzlar’a taşındı. Devrimcilerle ortaokul yıllarında tanıştı. Devrimci faaliyete öğrenci olarak katılan Yüksel 1981 yılında gözaltına alındı. Bu olay Yüksel´in devrimci hareketle ilişkilerini daha da geliştirmesine yaradı. 12 Eylül´ün tüm acımasızlığıyla sürdüğü yıllarda bile Yüksel.devrimci mücadelesini kesmedi. Gerçekçiydi, imkansızı istiyordu ve nerede devrimci bir eylem varsa yüksel oradaydı. Örgütlüydü ve örgütü için kitle çalışmasının içindeydi. Ezilen emekçilerin yanındaydı. Halk arasında ve örgütü içinde lakabı “bitirim” olmuştu,

Yüksel tüm kişisel çıkar kaygılarını bir tarafa bırakıp yaşamını her yönüyle emekten yana adamaktan. Tereddüt etmedi. İnsanlığın çıkarlarını her şeyin üstünde gördü, Aldığı bütün görevlerin üstesinden ustalıkla geliyordu. Özellikleri, soğukkanlı, özverili, cesaretli. atak, canlı, dostluğa önem veren, insanları seven, yoldaşlarını korumasını ve savunmasını bilen nitelikleri içeriyordu.

Yüksel’in çoçukluk yıllarını Çiftehavuzlar halkı çok yakından tanıyor. Çiftehavuzlar halkı, onu Gayrettepe’de işkenceye karşı, tek bir olumsuzluk sergilemeyen tavrıyla tanıyordu. İşlettiği dükkânın hemen hemen bütün gelirini devrimcilere veren Yüksel, Devrimcilere güvenli, barınacak olanaklar da sağlıyordu. Devrimci onurlarını koruyanlara ve bu uğurda toprağa düşenlere verilmiş sözü vardı. Onlara sonsuz sevgisi, saygısı, bağlılığı vardı. Yüksel, devrimci yaşam içindeydi.

1989 yılında politik nedenlerden ötürü yurtdışına çıkmak durumunda kalan Yüksel, devrimci yaşamını yurtdışında sürdürmeye devam etti. Örgütsel çalışmalarda sorumluluklar aldı.

Yüksel’in çocuklara karşı sonsuz bir sevgisi ve yardım etme coşkusu vardı. Çocuklara çok içten davranırdı. Onlarla ilgilenirdi. Gittiği her yerde oradaki çocuklara çikolata, elbise, oyuncaklar götürürdü. Yüksel çocuklarla çabuk kaynaşır onlarla arkadaş olurdu. Çocuklarla dostluğu doruk noktasındaydı. Yüksel, öldürülmeden üç hafta önce bir kız çocuğu babası oldu.

Yüksel’in katledildiği yerde, Barış Merdiven’inden akan kanı en çok çocukların bıraktığı çiçeklerle örtüldü. Çocuklar Yüksel arkadaşını, dostunu, ağabeyini yitirmenin üzüntüsüyle, acısıyla, onu en son yolculuğuna gözyaşlarıyla uğurladılar. O, 1979’da devrimcilerle tanıştıktan sonra, devrimcilerin yanında var oldu hep. Barış Merdiveni’ne kadar uzanan o kısacık mücadele yaşamında, olmaz görünen pek çok şeyi beceren ender kişiliklerden biri oldu. Birçok eylemliliklerin öncüsü oldu. Pek çok fedakarlıklarla devrimci harekette yaratıcılığın örneğini sundu. Devrimci iradenin ve devrimci yaşamın özverisiyle sosyalizm sıra neferi oldu.

Yüksel Geniş; 16 Kasım 1994 tarihinde pusu kurularak 1979’dan beri tanıdığı dost(!) görünümlü bir cani tarafından arkasından 4 kurşunla vuruldu. 16 Kasım, kabullenilmek istenmeyen, inanılmak istenmeyen çok zor bir gündü. Yüksel’i kaybetmenin acısıyla yakınlarının yanı sıra, Yüksel’in öldürüldüğünü duyanlar, İsviçre’nin ve Avrupa’nın dört bir yanından Bern’e geldiler. Bern’de cenazeye katılan 250 kişi cinayeti lanetledi. Sosyalist dergi ve Gazetelere cinayeti kınadıklarını açıkladılar.

İstanbul’da Yüksel’in güneşe yolculuğuna 1000 kişi katıldı. Çiftehavuzlar’dan, Güngören mezarlığına kadar kortej sloganlar eşliğinde yürüdü. Duyulan acı yüreklerin ta derinliklerine iniyordu. Bellekler silinmeyen bir kahpeliği yaşıyordu. Yüksel’in öldürülmesiyle devrimci hareketin işleyişine kara bir leke sürülmüştü ve ilkeler, inançlar çiğnenmişti. Devrimcilere karşı güven zedelenmişti. Devrimcilerin hedefi durumunda olmayan, halktan insanlara kurşun sıkılmıştı. Derin olumsuz izler bırakmıştı. Devrimci demokrat kamuoyu Yüksel’e sahip çıktı. Dostları ve yakınları sabırla, sebatla olayın sonucunu duyarlı ve hiç bir provokasyona meydan vermeden, devrimcilerin göstereceği olumlu tavrı bekledi ve hala da bekliyorlar.

Devrimci yaşam; devrimci zeminde yaşanılan kirlenmeye teslim olup olmamak arasındaki somut pratiktir. Devrimci ilişkilerde irade ve ideoloji belirleyicidir. İşte düşkün, silik insanları uzaklaştırmak, etkisiz kılmak devrimci irade ve ideoloji ancak gelişmeyle ve dönüşümle var olur. Yoksa kariyerist savaş ağaları, demogoglar, feodal kinciler belkemiksiz tipler, düşkünler devrimcilerin geleceği kirletecekleri gibi, onurlu devrimci değerleri burjuvaziye teslim edeceklerdir. İşte bu nedenle Yüksel olayı bütün devrimciler açısından dersler çıkartılması gereken bir olaydır. Yüksel’ler son olsun. Yüksel’ler değerlere sahip çıktığı için kurşunlanmasın. Yüksel’in karşılaştığı bu durum, halkın geleceğini karartıyor. Güvenlerini zedeliyor. Evet, bu sorunların yanıtlarını ancak devrim için yola çıkanlar bilir. Yoldaşlık ve güven ilişkileri var olduğu sürece insan ve toplum gerçeği ortaya çıkabilir. Yüksel’e hiç hak etmediği bir ölümü yalnızca var olduğu öne sürülen sahte yoldaşlık, dostluk ilişkisini sürdürenler layık gördüler.

Kemal’e arkadan kurşun sıkanlar, emret komutanımla sığındıkları yerde silik yaşamı benimseyenlerdi. Kariyerist popülist kişiliksizler, ellerinin altında tuttukları katillerle güneşi balçıkları sıvama uğraşı, gerçeği hasır altı etme telaşı içerisinde kaldıklarından dolayı bir devrimci katlettiler. Devrimcilere kurşun sıkanlar, devrimci olamaz, onlar olsa olsa devrimcileri halkla karşı karşıya getirirler. Halkı devrimcilerden soğuturlar.

Yüksel Geniş’i öldüren canilik teşhir edilmedikçe, girişilen bu alçalça cinayetin özeleştirisi yapılmadıkca, sol içi cinayetlere bahanelerde bulunacaktır. Yüksel’in yol arkadaşları Yüksel’e sahip çıktı ve çıkmaya devam ediyorlar.

Devrimci mücadele gittikçe hatalarını görmemezlikten gelmeye ve üstünden atlamaya başlamıştı. Devrimcilerin ya da devrimci grupların arasında kullanılan şiddetin acımasız bir şekilde eleştirilmesinin acil ihtiyaca olduğu bir dönemde şiddet, devrimci gruplar ve örgütler arasında, bir de örgütlerin direkt olarak içine girmiştir. Öyle bir boyuta geldi ki kimin hangi gerekçelerle ya da ne zaman öldürebileceği tahmin edilemez olmuştur.

Bu durum neyi yaratmıştır? Ya da Sosyalist mücadelenin karşıtı gruplar neyi geliştirmek istiyorlar? Sosyalizmin karşıtı gruplar, Sosyalizmi ve devrimci güçleri zayıflatmak için önce parçalıyorlardır. Ve bunun ikinci adımı bu güçleri çatıştırma olmuştur. Üçüncüsü ve en tehlikeli adımı ise şiddetin, örgüt içi sorunların çözümünde kullanılmaya başlanmasıdır.

Bunun birçok örneği vardır. Bu sorunu çok yakından yaşayanlar olarak diyoruz ki.Yaşanan olumsuzlukları irdelemek eksik ve hatalardan bir an önce kurtulmak ve geleceğe güvenle bakmanın koşullarını yaratmak için devrimcilerin el ele vermesine ihtiyac var.

12 Eylül sonrası, iç sorunların çözümünde şiddeti sıkça kullanılmasıyla (öldürmek, tehdit etmek, iftira kampanyaları açarak, döverek) insanları devrim ve sosyalizm mücadelesinin dışına atma ustalığı becerilmiştir.

Kemal 1979’den sonra yaşamına son veren kurşunları sıkanlarla birlikte mücadele etmişti. Kuşkusuz Kemal de sosyalizmi ve devrimciliği Türkiye‘de, Türkiyeli devrimcilerle birlikte öğrenmişti. Türkiyeli bütün devrimciler gibi yetiştirilmişti. Türkiye devrimci hareketinin eksikleri onda da vardı. Tüm dostlarının da, düşmanlarının da bildiği gibi. Kemal en az hatalılar arasında sayılabilirdi, zira küçük yaşta devrimci olmuştu, içinde bulunduğu koşulların zorluğuna rağmen de devrimci mücadeleye önemli katkılarda bulunmuştu. Onun eğitiminden sorumlu olanlar onun eksiklerini gidermek yerine, bir gün onu öldüren devrimci katillerinin suçunu hafifletmekte kullanacaklardı. En acı olanı da buydu.

Bu olay açıktan Sosyalizme zarar vermek için yapılmıştır. Zira Yüksel Geniş devrime ve devrimcilere hiç bir zaman zarar vermemiş, tersine devrime ve devrimcilere zarar verenlere herkes gibi karşı olunması gerektiği bilinciyle karşı olmuştur.

Türkiye sosyalist hareketi her zaman amansız düşmanı olan kendisine ve kendisinden olana tapınma hastalığından dolayı olaylar karşısında yansız ve Adaletli olamamıştır.

Uzun yıllardır mücadele içerisinde yer alan insanlarla, mücadelenin çeperinde yer alan insanlar arasında hep anlamsız bir ayrım koyulmuş, taraftar ve halk arasında ki sürtüşmelere de Hakim devlet ideolojisi ile bakılmış, taraftar halk karşısında dokunulmaz, hatasız, kutsal ilan edilmiştir. Oysa gerçekte halk arasında devrime ve sınıf mücadelesine bağlılık hareket taraflarından daha köklü ve uzun evreli olmuştur. Zira temel kaynağımız halk ve onun dinamiğidir. Yüksel Geniş’i bu duygular ışığında saygıyla sevgiyle anıyorum.

Erdal Boyoğlu.

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.