Çelik irade Josef Stalin’in 3 Temmuz 1941 savaş konuşması

0 170
image_pdf

Asıl adı Yosif Visaryonoviç Cugaşvili olan Stalin 21 Aralık 1879’da Gori kentinde dünyaya geldi. 10 yaşında rahip okuluna gitti. 16 yaşında Gürcü Ortodoks Rahip Okuluna gitmeye hak kazansa da, burada “otoriteye karşı başkaldırıp huzursuzluk çıkardığı” için atıldı.

Stalin 19 yaşındayken Marksizmle tanıştı ve üç yıl sonra 1901’de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne (RSDİP) katıldı ve Gürcistan’daki Tbilisi’de partinin yerel parti komitesinin üyesi oldu. Yaptığı çalışmalardan dolayı yakalanması için emir çıkarıldı. O da yeraltına çekildi. 1902’de Batum’da yakalandı ve 1 yıl hapishanede kaldı. Bu sırada tüm Kafkasya için partinin Yürütme Komitesi’ne seçildi.

Stalin Sibirya’ya sürüldü ama kaçarak yeniden Tiflis’e döndü. Partide Bolşeviklerle Menşevikler arasında hizipleşme başladığı zaman o, Kafkasya’daki bütün parti üyelerini Bolşevikler tarafına kazanmayı başardı. Bu nedenle Lenin O’nu “mucize yaratan Gürcü” olarak tanımladı. Daha sonra O, petrol işçilerini örgütlemek için Azerbaycan’daki Bakû’ye gitti ve orada devrimin taktikleri ve stratejisi üzerine birçok makale yazdı. Bu bağlamda Lenin ona şunları yazdı: “Bu, gerçek devrimci taktiklerin harikulade bir örneğidir. Onun başarısı için bir devrimci lider bir çivi kadar sert olmalıdır“.

  • KOBA

O dönem yoldaşları onu, Gürcücede çivi anlamına gelen KOBA adıyla çağırmaya karar verdiler.

1905 devriminde Stalin, pek çok grev organize etti, illegal mücadele biçimlerinde, silahlı mücadelede uzmanlaştı. Silahlı mücadelenin önemine ilişkin bir mitinginde şunları söylemişti: “Başarılı bir devrim için üç şeye ihtiyacımız var: Birinci olarak silahlara ihtiyacımız var; ikinci olarak, silahlara ihtiyacımız var; ve üçüncü olarak silahlara ve daha çok silahlara ihtiyacımız var“. 1905’de Lenin’le Finlandiya’daki parti konferansında tanıştı. Lenin ona “çelik adam” anlamına gelen Stalin adını burada verdi.

1912’de Stalin Merkez Komite’ye seçildi ve 1913’de beşinci kez olarak sürgün edildi.  Bu sürgün döneminde zamanını politik makaleler ve özellikle ilgilendiği ulusal mesele üzerine tezler yazarak değerlendirdi.  O dönem yazdığı Ulusal Sorun üzerine tezleri- Lenin tarafından partinin konuya ilişkin resmi politikası haline getirildi.

Ocak 1917’de kaçarak Moskova’ya gitti; Şubat Devrimi’ne katıldı. Lenin’in yokluğunda 6. parti kongresini organize etti. Aynı zamanda Pravda’nın editörlüğünü yaptı ve halkı devrime taşıyan birçok cesur makaleler yazdı. Ekim Devrim’i sonrası Milliyetler Komiseri oldu.

1918’de emperyalistler ve yerli işbirlikçileri devrime saldırdılar. Ülkenin beşte dördünü işgal ettiler. Stalin, Traritsin, Leningrad ve Lamber gibi önemli yerleri savunmak için birçok savaşı yönetti.

1922 Mart’ında Bolşevik Partisi Genel Sekreterliği’ne seçildi. Lenin 1924 Ocak ayında öldükten sonra Stalin devrimin önder figürü olarak ortaya çıktı.

Uygalıdığı başarılı politikalarla ülkenin ekonomik olarak devasa ilerlemesine öncülük etti.  Onun önderliğinde 1940 yılı sonunda SSCB ağır sanayi üretimi 1913’tekinin 12 katına ulaşmıştı.

İkinci paylaşım (Dünya) Savaşı’nda faşist Nazi orduları Sovyetler Birliği’ni işgal etti. Moskova ve Leningrad’ın varoşlarına kadar geldiler. Ancak Stalin önderliğindeki Kızıl Ordu ve Sovyet Halkı 20 milyona yakın kayıp vermesine rağmen faşist orduyu durdurdu ve ezdi.

Bu öncü rolü ve başarıları onu emperyalist kapitalist merkezler ve karşı devrimciler nezdinde büyük bir düşman haline getirdi. Devrime ve sosyalizme çelikten bağlılığı, tavizsiz duruşu ve bu uğurda hayata geçirdiği politikalar devrim kaçkınlarının, oportünistlerin de düşmanlığına yol açtı.  Yalanlar ve karşıt propaganda ile onu gözden düşürmeye çalıştılar. Ancak o devrim ve sosyalizm için savaşan güçler için büyük bir önder olarak kalmaya devam etti. Stalin 5 Mart 1953’te hayatını kaybetti.


Faşist Alman orduları Moskova ve Leningrad’a 2 koldan ilerliyordu. Bütün dünya Sovyetlerin teslim olacağı anı bekliyordu. Büyük Ekim Devrimi’nin önderlerinden, proletarya’nın çelik iradesi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Genel Sekreteri Mareşal Josef Stalin (Yosif Visaryonoviç Cugaşvili) dünyayı Hitler’in faşist ordularından temizleyecek olan Kızıl Ordu ve Sovyet halkına 3 Temmuz 1941 tarihinde radyoda şu konuşmayı yapmıştı.

Josef Stalin’in 3 Temmuz 1941 Savaş Konuşması

Yoldaşlar! Yurttaşlar! Erkek ve kız kardeşlerim!
Ordu ve donanmamızın erleri!
Dostlarım, size sesleniyorum!

Hitler Almanyası’nın vatanımıza karşı 22 Haziran’da başlattığı kahpe saldırı devam etmektedir. Kızıl Ordu’nun kahramanca mukavemetiyle düşmanın en iyi tümen ve hava kuvveti birlikleri ezilmiş, savaş meydanlarında yerle yeksan olmuşsa da; düşman, cepheye yeni kuvvetler katarak ilerlemeye devam etmekte. Hitler’in orduları Letonya’yı, Litvanya’nın mühim, Batı Ukrayna’nın ise belirli bir kısmını ve Belarus’un batı kesimlerini ele geçirmeyi başarmıştır. Faşist Hava Kuvvetleri’nin bombardıman uçakları; Murmansk, Orsa, Mogilyov, Smolensk, Kiev, Odessa ve Sivastopol şehirlerini bombalayarak harekât sahalarını genişletmekte. Vatanımız ciddi bir tehlike altındadır.

Nasıl olur da Şanlı Kızıl Ordumuz, şehir ve bölgelerimizi faşist birliklere teslim edebilir? Alman ordusu, sahiden de caka satan faşist propagandacılarının iddia ettiği kadar yenilmez midir?

Elbette hayır! Tarihte yenilmez ordu diye bir şey yoktur, olmayacaktır! Napolyon’un ordusunu yenilmez sayarlardı; ancak sırasıyla Rus, İngiliz ve Alman kıtalarının yenilgisine uğradı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Wilhelm’in Alman Ordusu’nu da yenilmez sayarlardı; ancak o da Rus, İngiliz ve Fransız kıtalarınca tekrar tekrar hezimete ve nihayetinde İngiliz ve Fransız kıtalarınca mağlubiyete uğratıldı. Aynısı Hitler’in bugünkü Alman-Faşist Ordusu için de söylenmelidir. Zira bu ordu; henüz Avrupa kıtasında değil, yalnızca bizim topraklarımızda mühim bir direnişle karşılaştı. Faşist Alman Ordusu’nun en iyi tümenleri yalnızca Kızıl Ordumuzun direnişiyle bozguna uğratıldıysa; Napolyon ve Wilhelm’in orduları gibi, Hitler’in faşist ordusu da yenilebilir demektir.

Bir kısım topraklarımızın Faşist Alman Birlikleri’nin eline düşmüş olmasına gelecek olursak; bu, Faşist Almanya’nın savaşa Sovyetler Birliği’nden daha elverişli koşullar altında başladığı gerçeğindendir. Almanya savaşı halihazırda yürüten bir ülke olduğundan, ordularını Sovyetler Birliği’ne karşı tamamıyla seferber etmiş ve harekete geçmek için yalnızca işaret bekleyen 170 tümeni sınırlarımıza yığmış bulunurken; Sovyet Orduları’nın henüz seferberlik başlatması ve sınıra doğru ilerlemesi gerekmekteydi. Burada esas mesele; Faşist Almanya’nın, 1939 yılında Sovyetler Birliği’yle imzaladığı Saldırmazlık Paktı’nı tüm dünya tarafından saldırgan taraf olarak tanınacağını hiçe sayarak,  ansızın ve haince ihlal etmesidir. Tabii ki barışsever vatanımız; Saldırmazlık Paktı’nı çiğnemenin vebalini kendi üzerine almak istemeyeceğinden, ihanete teşebbüs edemezdi.

Bu raddede şöyle bir soru sorulabilir: Sovyet hükümeti, Hitler ve Ribbentrop gibi hain ve zalim heriflerle Saldırmazlık Paktı imzalamaya nasıl yanaşmıştır? Sovyet Hükümeti burada bir yanlışa mahal vermemiş midir? Elbette hayır! Söz konusu anlaşma, iki devlet arasında bir barış ahdidir. 1939 yılında bilhassa Almanya bize böyle bir anlaşmayı teklif etmişti. Sovyet Hükümeti böyle bir teklifi reddedebilir miydi? Karşısındaki devletin başında Hitler ve Ribbentrop gibi yamyamlar bulunsa dahi, hiçbir barışsever devlet böyle bir barış anlaşmasını geri çeviremez. Şüphesiz ki bu da; barışsever devletin ne doğrudan ne de dolaylı yoldan toprak bütünlüğüne, istiklâline, şerefine dokunulmaması kaydıyla mümkündür. Bilindiği gibi, Almanya ve Sovyetler Birliği arasındaki Saldırmazlık Paktı da böyle bir anlaşmadır. Almanya ile böyle bir barış anlaşması yaparak ne mi kazandık? Vatanımızda bir buçuk yıl barış içinde yaşadık ve Faşist Almanya’nın pakta rağmen ülkemize saldırmayı göze alması halinde kendimizi savunmak için kuvvetlerimizi hazırlama imkânını elde ettik. Bunun bizim için kazanç, ancak faşist Almanya için kayıp olduğu şüphe götürmezdir.

Faşist Almanya, anlaşmayı bozup Sovyetler Birliği’ne saldırarak ne kazanıp kaybetti? Kendi birlikleri için kısa süreli bir kazanç elde etti etmesine ancak, tüm dünyanın gözleri önünde kendini saldırgan olarak lanse ederek siyasette kaybetti. Almanya için bu askeri kazancın yalnızca geçici bir zafer olduğuna kuşku yoktur, Sovyetler Birliği’nin siyasi kazancıysa daim olacaktır. Kızıl Ordu’nun Faşist Almanya karşısında elde edeceği kesin zaferse burada yatmaktadır.

Bundandır ki kahraman ordumuz, donanmamız, şahin pilotlarımız, ülkemizin tüm halkları, Avrupa’nın, Amerika’nın ve Asya’nın ve en nihayetinde de Almanya’nın en iyi insanları; Alman faşistlerin hain eylemlerini lanetleyip, Sovyet hükümetine sempatilerini gösteriyor ve hükümetimizinin tutumunu tasvip ediyorlar. Davamızın haklılığını ve düşmanı yenip muzaffer olacağımızı görülüyorlar.

Bize zorla dayatılan bu savaş nedeniyle, vatanımızın en azılı ve hain düşmanı olan Alman faşizmi ile ölümcül bir muharebeye girmiş bulunmaktayız. Birliklerimiz, tepeden tırnağa tank ve uçaklarla silahlanmış düşmanla kahramanca çarpışmaktadır. Kızıl Ordu ve Kızıl Donanma sayısız zorlukları yenerek, Sovyet toprağının her karışını fedakârca müdafaa etmektedir.

Kızıl ordu, binlerce tank ve uçakla silahlandırılmış büyük kuvvetleri ve kahramanlığı emsalsiz erleriyle savaşa girmektedir. Düşmana karşı mukavemetimiz, kuvvetlenip artmakta. Kızıl Ordu ile birlikte bütün Sovyet halkı, Anavatanın müdafaası için ayağa kalkmakta!

Anavatanımızın üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmak için lazım olan nedir? Ve düşmanı yenmek için hangi tedbirler gereklidir? Her şeyden evvel Sovyet halkı, vatanımızı tehdit eden bu mühim tehlikenin derinliğini anlamalı; savaştan evvelki zaman için anlaşılır fakat savaş anında felaket getirebilecek bu rehaveti, iyi niyeti ve barış yanlısı tutumu bir kenara bırakmalıdır. Düşman gaddar ve amansızdır. Düşman, topraklarımızı istila etmeyi ve alnımızın akıyla kazandığımız nimetleri ele geçirmeyi amaçlamaktadır. Düşmanın gayesi; serflerin hâkimiyetini ve çarlığı geri getirmek, Rusların, Ukraynalıların, Beyaz Rusyalıların, Litvanyalıların, Letonyalıların, Estonyalıların, Özbeklerin, Tatarların, Moldavyalıların, Gürcülerin, Ermenilerin, Azeriler ve Sovyet Birliğinin diğer hür halklarının milli kültürlerini ve milli devletlerini yıkmak, onları Almanlaştırmak, onları Alman prens ve baronlarının kölelerine çevirmektir. Mesele; Sovyet devletinin ve halklarının özgürlüğü, yahut esaretidir! Saflarımız içinde sızlananlara, korkaklara, bozgunculara, asker kaçaklarına yer yoktur! Halkımız savaşta korku nedir bilmemeli ve faşist esaretçilere karşı verilen savaşta anayurdumuzu fedakârlıkla müdafaa etmelidir.

Sovyet halklarının bunu kavrayıp gamsızlıktan vazgeçmesi ve seferber olup bütün eylemlerini askeri bir esas üzerinde yeniden gözden geçirmesi gerekir. İşte o vakit, düşmana karşı amansız oluruz!

Devletimizi kurucusu Lenin, “Sovyet halkı cesur, emsalsiz, korkusuz ve anayurdun düşmanlarına karşı tüm halk ile yan yana çarpışmaya hazır olmalarıdır”, demiştir. Bolşeviklerin bu harikulade sıfatları; Kızıl Ordu ve Donanmamızın milyonlarca erine ve Sovyetler Birliği’nin bütün halklarına mal edilmelidir.

Sovyetler Birliği halkları Alman Faşizminin, bütün emekçilere serbest emek ve refah temin eden Anayurdumuza karşı kudurmuş bir kin ve nefret beslediğini halihazırda görmektedirler. Sovyetler Birliği halkları, kendilerini ve topraklarını düşmana karşı korumakla yükümlüdürler. Kızıl Ordu, Kızıl Donanma ve Sovyetler Birliği’nin tüm yurttaşları; Sovyet topraklarının her karışını müdafaa etmeli, şehirlerimiz ve köylerimiz uğruna kanlarının son damlasına dek savaşmalı, cesaret, sağduyu ve üstünlük sahibi olmalıdırlar.

Kızıl Ordu’ya her türlü yardımı sağlamalıyız. Saflarına sık sık ikmal takviyesi yapmalı, askeri mühimmat lojistiğinin süratlen gerçekleşmesini ve yaralılara kısa sürede yardım edilmesini sağlamalıyız.

Kızıl Ordu’yu güçlendirmeli, bütün tesislerin takviyesi sağlanmalı, daha çok tüfek, makineli tüfek, silah, fişek, mermi, uçak üretmeli, fabrikaların, elektrik santrallerinin, telefon ve telgraf iletişiminin korunmasını sağlamalı, yerli hava savunma tesis etmeliyiz.

Ülke içinde düzeni bozanlarla, kaçaklarla ve bozguncularla amansızca mücadele etmeli; casusları, sabotajcıları, düşman paraşütçülerini yok etmek ve bütün bunları gerçekleştiren infaz taburlarımıza hızlı bir şekilde yardım etmeliyiz. Düşmanın; yalan şayialar yayıp aldatmakta tecrübeli, hain ve kurnaz olduğunu göz önünde bulundurmak lazımdır. Bütün bunları hesaba katmak ve provokasyonlara kapılmamak lazımdır. Kimseye taviz vermeksizin, davamıza engel olmaya çalışan bütün korkak ve bozguncular askeri mahkemelere verilmelidir.

Kızıl Ordu geri çekilmek zorunda kaldığı takdirde, demiryollarını bütün vasıtalarıyla beraber ortadan kaldırmalı; düşmana tek bir lokomotif, tek bir vagon, tahıl yahut yakacak bırakmamalıyız. Kolhozcular (Sovyetler Birliği’nde tarım sektöründe örgütlenen ve ortaklaşa çalışan köylü birlikleridir.) bütün hayvanları gerilere doğru sürmeli; tahıllarını cephe gerisi mıntıkalara göndermek ve orada muhafaza etmek üzere devlete teslim etmelidir. Tahıl ve yakacak gibi taşınamayacak tüm kıymetli mallar, muhakkak yok edilmelidir. Halkı galeyana getiren ve ödlekliğiyle müdafaa işine engel olan kim olursa olsun, hemen Harp Divanına vermek lazımdır.

İstila edilen bölgelerde süvari ve piyadeden oluşan çete müfrezeleri meydana getirmeli; düşman ordusunun kuvvetleriyle savaşmak ve her köşe bucakta çete savaşını körüklemek, köprüleri uçurmak, yolları ve telefon-telgraf hatlarını tahrip etmek, kereste ve ambarları ateşlemek için sabotaj grupları oluşturulmalıyız. İşgal altındaki bölgelerde düşmana ve yardakçılarına dayanılmaz koşullar yaratmalı, onları her adımlarını takip etmeli ve bütün tedbirlerini suya düşürmeliyiz.

Faşist Almanya ile gerçekleşen bu savaş, alelade bir savaş kabul edilemez. Bu mücadele sadece iki ordunun değil, aynı zamanda bütün Sovyet halkının faşist Almanya birliklerine karşı verdiği büyük bir savaştır. Faşist zalimler karşısında yürütülen bu ulusal Vatanseverlik Savaşı’nın amacı; yalnızca ülkemizi tehdit eden vahim tehlikenin ortadan kaldırılması değil, aynı zamanda Alman faşizminin boyunduruğu altında inleyen bütün Avrupa halklarına da yardım etmektir. Bu büyük savaşta yalnız olmayacağız: Hitler’in elebaşları tarafından köleleştirilen Alman halkı da dahil olmak üzere, Avrupa ve Amerika halkları da sadık müttefiklerimiz olacaktır. Anavatanın özgürlüğü uğrundaki bu mücadelemiz, demokratik özgürlükler adına Avrupa ve Amerika halklarının bağımsızlık mücadeleleriyle birleşecektir. Bu mücadele, Hitler’in ordularının köleleştirme tehdidine karşı özgürlüğü savunan halkların müttefik cephesi olacaktır. Bu nedenle, Büyük Britanya Başbakanı Sayın Churchill’in Sovyetler Birliği’ne yardım hakkındaki tarihsel demeci ve ABD Hükümeti’nin ülkemize yardım göstermeye hazır bulunduğuna dair bildirgesi tamamıyla anlaşılır niteliktedir. Bunlar, Sovyetler Birliği halklarının yüreklerinde yalnız şükran hissi uyandırır.

Yoldaşlar! Bizim gücümüz ulvidir. Yakında kibirli düşman da buna kanaat getirecektir. Kızıl Ordu ile beraber binlerce işçi, kolhoz ve aydın; saldırgan düşmanla savaşmak üzere ayağa kalkıyor. Halkımızın milyonlarcası ayağa kalkacak. Moskova ve Leningrad’ın emekçi yurttaşları, Kızıl Ordu’yu desteklemek adına binlerce kişilik milisler kurmaya giriştiler bile. Düşmanın istilasıyla tehdit edilen her şehirde böyle milisler kurmalı, ve Alman faşizmine karşı olan Vatanseverlik savaşında özgürlüğümüzü, şerefimizi ve yurdumuzu savunmak adına bütün emekçileri savaşa kaldırmalıyız.

Sovyetler Birliği halklarının bütün kuvvetlerini çabukça seferber etmek ve yurdumuza alçakça saldırmış olan düşmana karşı koymak için, devletin bütün iktidarını elinde toplayan Devlet Savunma Komitesi kurulmuştur.

Devlet Savunma Komitesi çalışmalarına başladı. Düşmanın bozguna uğratılması ve zafer için, tüm halkın Sovyet hükümetinin, Kızıl Ordu’nun, Lenin ve Stalin Partisi’nin etrafında toplanılması için çağrıda bulundu.

Tüm gücümüzle desteğimiz, kahraman Kızıl Ordu ve Kızıl Donanmamız için!
Halkımızın tüm gücünü düşmanın ezilmesine seferber edelim!

Zaferimiz uğrunda, ileri!

image_pdf
image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.