ABD’nin kanlı tarihi: 25 Mart 1911 Triangle gömlek fabrikası yangını

0 246
image_pdf

8 Mart’ın tarihçesine damga vuran yangının ardındaki gerçekler

  • Triangle fabrikası yangını ve kurtulanların tanıklıkları

New York kadın gömleği sektörünün Kasım 1909’da başlayan, Şubat 1910’da sona eren yaklaşık 4 aylık grevine yüzde sekseni kadın yaklaşık 20 bin işçi katılmıştı. Grev, Eylül 1909’da Triangle fabrikasında başlayan direnişin devamıydı. 20 binin isyanı olarak adlandırılan grevden iki yıl sonra, 25 Mart 1911’de Triangle fabrikasında yaklaşık bin kişinin çalıştığı bir sırada, büyük bir yangın meydana geldi. Yangında çoğu henüz 20’sinde bile olmayan, göçmenlerden oluşan, 129’u kadın, 146 işçi yaşamını yitirdi. Hayatta kalanların anlatımları, yangın hakkındaki gerçekler ABD’nin kanlı tarihini gözler önüne seriyor.

New York kadın gömleği işçilerinin Kasım 1909-Şubat 1910 arasında devam eden grevi Eylül 1909’da Triangle fabrikasında çalışan ve daha iyi koşullara, daha yüksek ücretlere, daha kısa çalışma sürelerine kavuşmak için sendikalaşmaya çalışan kadın işçiler başlatmıştı. Onların başlattığı direniş kısa sürede tüm New York gömlek sektörüne sıçramış, binlerce kişiyi etkisi altına almıştı. Bu grev, Triangle işverenleri Max Blanck ve Isaac Harris’i epey zorlamıştı. Uzun süre üretim yapılamamasından kaynaklı mali açığı kapatmak için fabrika, grevden hemen sonra kapasitesinin epey üzerinde çalışmaya başlamış, bu durum fabrikada işleri zorlamaya başlamıştı.

Triangle’nin kurulu olduğu Asch binası, New York’un zengin yatırımcılarından Joseph J. Asch tarafından 1901 yılında, John Woolley adlı mimar tarafından ‘yangına dayanıklı’ olarak tasarlanır. O dönemin yasalarında gerektirmediği halde yangın çıkışı, yangın söndürme başlıkları ve dışa açılan kapıları vardır. Günümüzde Brown binası adıyla bilinen bina, New York’un Manhattan bölgesinde Washington Meydanı No: 23-29 adresinde inşa edilmiştir.

Asch binasının sekizinci katında, Triangle Gömlek Firması, aynı adla bir kadın gömleği fabrikası açar. Yüksek boyunlu, pamuklu kumaştan veya saf ketenden, bol dantelli ve işlemeli bir tür kadın gömleği (şömizye bluz) üreten fabrika, 1890’ların başında Rusya’dan New York’a gelen Max Blanck ve Isaac Harris adlı yahudi göçmen ortakların kurduğu bir şirkettir. İlk olarak 1900 yılında Wooster caddesinde faaliyete başlayan Triangle gömlek firması, daha sonra Ağustos 1901’de Asch binasının inşaatı tamamlanır tamamlanmaz, sekizinci katı için 30 aylık kira sözleşmesi imzalar. “Gömlek kralları” olarak da anılan Blanck ve Harris ortaklığı iyi iş yapar ve bir iki yıl içerisinde binanın dokuzuncu ve onuncu katını da alırlar. 1908 yılına gelindiğinde, ortakların kârı bir milyon doları geçmiştir. Blanck ve Harris, şehrin en büyük kadın gömleği üreticileri olmuştur. Bu kadar kârın ve hızlı yükselişin bir karşılığı olacaktır elbet: Üç katta çalışan yaklaşık 1000 Triangle işçisi için kötü çalışma koşulları, düzensiz, uzun çalışma süreleri; insanca yaşama sınırının çok altında ücretler.

  • Amerika’yı değiştiren yangın

Takvimler 1911’in 25 Mart’ını gösterdiğinde, Asch binasının son üç katında faaliyet gösteren Triangle gömlek fabrikasının kadın, erkek ve çocuk işçileri sabahın sekizinde makinalarının başına çoktan geçmiştir. Haftasonu olduğu için, o dönemin anlayışıyla “erken” paydos ederler: Öğleden sonra 16:45. Sönmemiş bir sigara izmaritinden kaynaklandığı tahmin edilen yangın, sekizinci katta başlar.

Kağıt ve kumaş artıklarıyla dolu olan atölyede yangın hızla yayılır ve önce dokuzuncu katı sonra onuncu katı sarar. Ne olup bittiğini anlayamadan kaçışmalar başlar, asansörlere, yangın merdivenlerine koşulur. Ancak sadece bir asansör çalışır haldedir ve yangın merdivenlerine açılan kapılar kilitlidir. Zaman alevlerden yanadır.

Yangında bu kadar çok kayıp verilmesi fabrika sahiplerinin iş çıkışı hırsızlığa karşı çantaları daha kolay kontrol edebilmeleri için asansör sayısını bire indirmelerine; izinsiz dışarı çıkmalarını önlemek için yangın merdivenlerine açılan kapıları kilitlemelerine bağlanıyor. Buna ek olarak itfaiye araçlarının zamanında gelmemesi, atlarla çekiliyor olması ve yangın söndürme araçlarındaki merdivenlerin binanın sadece altıncı katına ulaşabilecek yükseklikte olması da kayıpların artmasında önemli rol oynar. Kurtulmak üzere atlayanları tutması gereken ağlar da dayanıksız malzemeden yapılmıştır; hiçkimsenin hayatını kurtaramadan ağlar paramparça olur.

Yangın 8. katta başlar. İlk yangın alarmı 16:45’te çalar, onuncu kata haber verilir, dokuzuncu kat yangını geç öğrenir. En çok kayıp, bu nedenle 9. katta verilmiştir. Ölenlerin çoğu, yaşları 14-25 arasında değişen genç kadınlarla kız çocuklarıydı. Daha iyi çalışma ve yaşama koşulları için Rusya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden ABD’ye göç etmişlerdi. Hayatını kaybeden 146 kişiden 129’u kadın, bunların 48’i sendika üyesiydi.

Fabrikada çalışanların bir kısmı uzun süre alt işverene bağlı olarak çalışıp, belli bir ustalık kazandıktan sonra esas işverene bağlı çalışma hakkı kazanıyorlardı. Alt işverene çalışanlar diğerlerinden daha az ücret alıyorlardı.

  • Yaşamları da acı dolu ölümleri de 

Yangında ölenlerin hikâyeleri yürek burkuyor. 21’inde olan Fannie Rosen, Rusya’nın Kiev şehrinden 6 ay önce gelmiş, eski adı Faiga Resnik. Anne babasının adı bilinmiyor. Henüz iki günlük Triangle işçisiyken yangında hayatını kaybediyor. Fannie, son teşhis edilenlerden, çünkü ABD’de onu teşhis edebilecek bir yakını yok.

Tessie Weisner henüz 21 yaşındaydı. Avusturya’da dünyaya gelen ve 15 yaşında ABD’ye göçeden Tessie, evlenmek üzere olduğu için bir süredir fabrikada çalışmıyordu. Yangın günü, arkadaşları ona bir sürpriz planladıkları için paydos saatine yakın fabrikaya gitmişti. Ne yazık ki o da yangında kurtulamayanlar arasında.

  • Hayat kurtaran grev deneyimi

Yangından sağ kurtulan ve 9. katta gömlek operatörü olarak çalışan Mary Domsky-Abrams, yangınla ilgili anımsadıklarını şöyle anlatıyor: “… Sabah 8’de makinelerimizin başına geçmiştik. Ortamda neşeli bir hava hakimdi. Adının Esther olduğunu hatırladığım bir arkadaşımız bir önceki gece nişanlısının verdiği pırlanta yüzükle gelmişti, belki de neşenin kaynağı oydu… Çok güzel ve hayat dolu bir kızdı, bu heyecanını etrafına da bulaştırıyordu. Onun yakınında çalışanlar olarak o gün bu heyecanın etkisiyle olacak, saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Saat 12:00 olmuştu ve öğle yemeğine yarım saat kalmıştı. Sonra, her gün ve Cumartesi olduğu gibi 16:00’ya kadar çalıştık. Yangın, Cumartesi günü, paydosa çok kısa süre kala başlamıştı...”

Bulunduğumuz katta çok az erkek vardı, çoğu Yahudi, bazıları İtalyan yüzlerce acemi genç kızdık, çoğumuz bir yıldan daha az süredir Amerika’daydık ve yaşımız 20’yi bulmuyordu. … Nasıl kurtulduğuma gelince; ben ve iş arkadaşım Minnie, makinelerin başından 5 dakika erken kalktık ve üstümüzü değiştirmek için soyunma odasına gittik. Şefimiz geldi ve 5 dakikamız daha olduğunu, makinelerimizin başına dönmezsek, Pazartesi de gelmemize gerek olmadığını söyledi. Daha önce de 5 dakika erken çıktığım olmuştu, ilk defa bir şey söylüyordu. Grev deneyimim olduğu için sözleri beni etkilememişti. Gayet soğukkanlı bir şekilde ‘Tamam Bay Bernstein, makinemin başına dönmeyeceğim ve Pazartesi günü de işe gelmeyeceğim.’ dedim. Arkadaşım Minnie de benimle gelmişti ve çantasını makinesinin yanında unuttuğunu hatırlamıştı. Onu almak için geri dönecekti, ben de ‘Önce üstümüzü değiştirelim, dönerken makinene uğrarız, yoksa şef işe döndüğümüzü düşünebilir.’ dedim. Makinelerimizin yanına hiçbir zaman dönemedik, atölyenin bu bölümünde olmamız bizi kurtarmıştı, makinelerin yanına gitseydik asla kurtulamazdık… O gün bizi pırlanta yüzüğünün neşesiyle heyecanlandıran Esther ise makinesinin başına döndüğü için alevlere yenik düştü…”

Triangle’de çalışma koşulları o günlerde biraz katlanılır hale gelmişti, ücretler çok düşük değildi, tabii grevin bir kazanımıydı bu. Sekizinci ve dokuzuncu katlar aydınlık ve havadardı. Her yer kağıt ve kumaş artıklarıyla dolu olsa da katlar artık temizleniyordu. Patronları fazla görmüyorduk, onuncu katta ofisleri vardı ve az gelirlerdi. Sadece şefimizle muhatap olurduk. Kapılar kilitliydi, çalıştığım makine kilitli kapıya yakındı, bazen karanlıkta korkuyla camla kaplı kapıya bakar, gizli bir güç tarafından gözetleniyormuş hissine kapılırdım…”

Sarah Friedman Dworetz: “… Yangın olduğu gün 9. katta çalışıyordum. Ücretimi almış, eve gitmek için üstümü değiştirmiştim. Yük asansörüne gittiğimde sanırım 8’inci katta yangın başlamıştı. Yük asansörünü kullanıyorduk çünkü işten çıkarken hırsızlığa karşı çantalarımız aranıyordu. Yük asansörünün dar bir girişi vardı orada bekliyordum, birdenbire asansör boşluğundan alevler ve dumanlar gelmeye başladı. Atölyenin diğer ucuna doğru koşmaya başladım. Koşarken arkama baktığımda alevlerin her yanı sardığını gördüm. Asansörler bir aşağı bir yukarı gidiyordu. Ön taraftaki yangın çıkışının kapıları kilitliydi. İlerlemek için epey zorlandım, itiş kakış ve çığlık vardı, herkes masaların üzerine çıkmaya çalışıyordu. Asansör birkaç sefer yapmıştı, bunun sonuncu olduğunu anlamıştım… O kadar yüklenilmişti ki asansör aşağıya kaymaya başladı. Kapısı da açıktı, birdenbire kendimi asansör boşluğunda kapılara tutunurken buldum, hemen yan boşluktaki kablolara tutundum ve kayarak aşağıya indim. Diğerleri de arkamdan gelmiş olmalı… Uyandığımda sokakta buldum kendimi. Üzerime düşen insanların ağırlığından bayılmışım, kendime geldiğimde bacağımda, kolumda kırıklar, kafatasımda hasar ve elimde sürtünmeden kaynaklı yanıklar vardı. 6 ay istirahat aldım ve bir daha fabrikayla ilgili bir şey duymadım. Mahkemede avukatların ısrarlarına rağmen, kapının açık olduğunu söylemeyi reddettim… Neredeyse bir yıldır orada çalışıyordum, ama ilk defa yangın olduğunda ön taraftaki asansörü kullanmaya çalıştım. … Eve vardığımda, maaş zarfımı hâlâ sımsıkı tutuyordum.”

Anna Pidone (Ustabaşı): “Mary Leventhal ile birlikte 9. katta çalışanların ücretlerini ödemiştim. Makine makine dolaşarak çalışanlara maaş zarflarını veriyorduk. Yük asansörünün yakınında bulunan düğmeye basarak saat 16:45’te paydos zilini çaldım. Gün bitmişti. Yangının başladığından haberim yoktu, soyunma odasına gittim. Birdenbire birisi odaya gelip “yangın!” diye bağırdı. Dışarı çıktığımda her yeri alevler sarmıştı. Ön kapıya koştum, kapı kilitliydi. Birçok kişi pencerelere koşmaya ve atlamaya başladı. Kardeşim 25 yaşındaydı ve 9. katta denetleyici olarak çalışıyordu. Ona seslenmeye çalıştım, ama bulamadım. … Üzerim ıslaktı ama yangın hortumlarından olması mümkün değildi. Nasıl ıslandığımı hatırlamıyorum. … Merdivenlere ulaştım ve hızla aşağı koşmaya başladım. Bir adam beni eve götürdü, gittiğimde erkek kardeşim beni sarsarak soruyordu “Mary nerde? Mary Floresta nerde?” Onu aramak için fabrikaya döndü, her yere baktığı halde bulamamıştı… Daha sonra arkadaşlarının yardımıyla onu teşhis ettik… Bütün kemikleri kırılmıştı, o da yangın merdiveninden düşenler arasındaydı…”

9. katta çalışan Ethel Monick Feigen de şöyle anlatıyor başından geçenleri: “Benim masam pencere önündeydi ve arkamda sağ tarafta bir yangın çıkışı vardı. Masamda çalışıyordum ve çıkmaya hazırlanmak için şapkamı takmıştım. Greene caddesi tarafında pencerenin dışından içeriye alevlerin girdiğini gördüm. “Yangın” diye bağırdım ve bir anda yangın içeriye yayıldı. O kadar hızlı olmuştu ki çoğu kişinin hiç şansı yoktu. Makine başında bazı kadınların donup kaldıklarını, kaçmaya bile teşebbüs etmediklerini gördüm. Greene caddesi tarafındaki yük asansörüne koştum fakat kablonun koptuğu söylendi. Washington meydanı tarafına koştum, oradaki kapı tamamen kilitliydi. Bir ara pencereden atlamayı düşündüm, sonra kendimden utandım. Beni asansöre doğru iteklediler, bir şekilde indim. Caddede bir gazeteci kollarımdan tutarak “sorun nedir” diye sordu, ben de “orada 150 kadın var ve hiçbiri çıkamayacak” dedim… O gün eve geç gittiğim için babam bir tokat attı, annem de azarladı, “fakat…” dememe rağmen dinletemedim ve yatağa gönderildim. Sanırım ben uyurken yangını duymuş olacaklar, uyandığımda etrafımı sarmışlardı ve beni sürekli öpüyorlardı.”

Sylvia Kimeldorf, 8. katta pli makinesinde çalışıyordu: “Yangın, bizim katın Washington meydanı tarafındaki kesim masasında başladı. Benim makinem iki sıra ötedeydi ve sıralar arasında yürüyecek alan yoktu. Ben şanslıydım, çünkü yangın çıktığında soyunma odasındaydım. … Yangın merdivenine koşmadım, çünkü bir yangın merdiveni olduğunu bilmiyordum…”

1908’den 1911’e kadar fabrikada çalışmış olan Dora Maisler yangını ilk görenlerden. 1906’da ABD’ye geldiğini söyleyen Dora Maisler, hep kadın gömleği sektöründe çalışmış. “Giyim sektörüne girince başka şansın yok zaten” diyor. Dora, 1909’da başlayan greve de katılmış. “Tam yirmi beş hafta grevdeydik… Greve izin yoktu, kollarımızda aletler gizleyerek dolaşıyorduk… Sürekli üzerimize kavga etmeleri için insanlar gönderiyorlardı. Para karşılığı gangster tutuyorlardı. Günde üç defa tutuklanıyorduk, hakim adımızı ezberlemişti, ‘yine mi siz’ diyordu bizi gördüğünde… ” Sekizinci katta, ‘kalıp çoğaltma’ işinde çalışan Dora’nın fabrikada hiç akrabası yok. Yangın günü baloya gitmek için arkadaşı Rose’u bekliyormuş… “Eteğimi değiştirmiş beklerken saat beş civarıydı, ücretimi almamıştım henüz, sonra alevleri gördüm, su dolu kovayı alıp üzerine dökmek istedim… Makineci Almanca birşeyler söylendi, yardım etmeme izin vermedi...” Yangın olduğunda, fabrikada aşırı miktarda malzeme olduğuna dikkat çeken Maisler, yangının hızlı yayılmasında bunun büyük etkisi olduğunu belirttikten sonra, “Yirmi beş haftalık grevden sonra patronlar çok para kaybetmişlerdi, bunu telafi etmek için sürekli çalışıyor, çok parça çıkartıyorduk.” diye ekliyor.

  • Yangından sonra…

Yangından sonra, binlerce kişinin katıldığı gösteriler, protestolar yapıldı. Farklı çevrelerden sosyal gruplar ve kurumlar biraraya gelerek yangının sebeplerini ve sorumlularını bulmak için birlikte hareket edecek gruplar kuruldu. Triangle yangını, New York’un o güne dek kaydettiği en büyük trajedilerden biriydi. Daha önce de yangınlar olmuştu, ama alınan önlemler büyük felaketleri önleyebilmişti.

5 Nisan’da cenaze ve anma yürüyüşü düzenlendi. Kadın Sendikalar Birliği ve Local 25 Sendikası matem yürüyüşünü protestoyla birleştirdi. Yüzbinlerce işçi o gün iş bırakarak protesto yürüyüşüne katıldı. Triangle yangını, ayrıca New York’ta bina ve yangın güvenliği konusunun tekrar tartışmaların gündemine girmesine neden oldu.

  • Mahkeme süreci

Yangından iki hafta sonra, Triangle ortakları Isaac Harris ve Max Blanck, kasten cinayet suçuyla yargılanmaya başladılar. 25 bin Dolar ödeyerek New York’un en pahalı avukatı Max Steuer’i tutmuşlardı.

4 Aralık 1911’de jüri seçildi. İşyerinde yaralanma ve ölümlere karşı işverenlerin ihmal ve sorumsuzluğunun ıspatlanmasının nerdeyse imkânsız olduğu bir ortamda tümü erkeklerden oluşan jüri üyeleri, dava boyunca Harris ve Blanck’ın kapıları bilerek kilitleyip kilitlemediklerini tartıştı. İki saatlik jüri tartışmasından sonra Harris ve Blanck’in delil yetersizliğinden beraatine karar verildi.

Mahkeme sürecinde yüzden fazla tanık dinlendi. Ancak Triangle Gömlek Fabrikası’nın sahipleri Max Blanck ve Isaac Harris, yangında bu kadar çok kişinin ölmesine yol açan “kapıların kilitli olduğu” gerçeğini  hiçbir zaman kabul etmediler. Hatta tanıklara tersi yönde ifade vermeleri için baskıdan para teklifine kadar her yolu denediler. Tanıklardan dinleyelim:

Mary Domsky-Abrams:Patronlar mahkeme salonuna getirildiğinde tanık olarak kilitli kapının yanında çalışanlar da çağrılmıştı. Bunlardan biri de bendim. Yargıç ve avukatların sorularına aynen şöyle cevap vermiştim: ‘Sabah işe geldiğimizde her iki taraftaki asansör de çalışırdı. Fakat iş çıkışı sadece arka taraftaki yük asansörünü kullanmamıza izin veriliyordu. Bunun sebebi, öğle yemeklerimizi koyduğumuz çantalarımızı aramak için tutulan gözetmenin tek oluşuydu. Patronlar, bir gözetmene daha para vermemek için üç katın çalışanlarına da sadece arka asansörden çıkma izni veriyordu’ ”

Ethel Monick Feigen:Duruşmada tanık kürsüsüne oturduktan sonra Steuer (sanık avukatı) ile sokakta karşılaştım. Gülümseyerek yanağımı sıktı ve “sen beni avukatlık ücretimden mi edeceksin bakalım” dedi. Kürsüdeyken yaptığı hileleri unutmadım. Bana bir harita göstererek atölyedeki kapıların ve masaların yerlerini göstermemi istemişti. Ancak ben kanmadım… İlk önce haritayı çevirmesi gerektiğini çünkü ters tuttuğunu söyledim ona...”

Rose Hauser:Çağrılan ilk tanıklardan biriydim. Steuer beni çok terletmişti. Kelimeleri ağzıma tıkıyordu. Beni şaşırtarak, yalan söylediğimi kanıtlamaya çalışıyordu. Söylemek istediklerimden ters anlam çıkartıyordu. Beni kışkırtıyordu ve ben cevap verirken, gözümün önünde pencerelerden atlayan cesetler geçiyordu, o ise beni aptal gibi göstermeye çalışıyordu. Bir noktadan sonra bağırarak “Yalan söylemiyorum, gerçeği söylüyorum, tanrı aşkına, herşey gözümün önünde cereyan etti” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Onu o anda öldürebilirdim… Elbette kapının kilitli olduğu doğrultusunda ifade verdim ...”

Josephine Nicolosi:Blanck ifademi değiştirmem için 1000 Dolar teklif etti. Bana “Sen, buraya gel! Neden kapıların kilitli olduğunu söyledin?” dedi. “Çünkü gerçek bu” dedim. Bana “Ne kadar istiyorsun?” diye sordu. Bağırarak memuru çağırdım: “Benden arkadaşlarımı satmamı istiyor!

Harris ve Blanck, mahkeme boyunca binalarının yangına karşı güvenli olduğu konusunda da ısrarlı tutumlarını sürdürmüşlerdi. Hatta bunun Binalar Dairesi tarafından da onaylandığını belirttiler. Yangında kaybettiklerinden çok daha fazlasını sigorta şirketinden alarak yeni bir fabrika kurdular. Bu yangından sonra, ABD’de binaların yangına karşı korunması konusunda çok sıkı önlemler alındı, yasalar çıkarıldı. [Selgin Zırhlı Kaplan]

(Petrol-İş Kadın Dergisi, Sayı 60, Nisan 2019)

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.