Holodomor

0 100
image_pdf

Batının propaganda makinasının ortaya çıkışı, 1917’de devrimci dönemin başlarına kadar gitmektedir. 1932-1933 yılları ile ilgili holodomor (açlıktan kırılma) hikayeleri, Nazi Almanyası ve Nazi yanlısı Ukraynalı milliyetçilerle yakın işbirliği içinde olan Batı tarafından uydurulmuştu.

Kanadalı bir araştırmacı olan sendika aktivisti ve yazar Douglas Tottle 1987’de kaleme aldığı, ‘Sahtekarlık, Kıtlık ve Faşizm: Hitler’den Harvard’a Ukrayna Soykırımı Yalanı’ adlı kitabında şu sözlere yer vermiştir: “Kapitalist ülkelerde gücü elinde bulunduranlar, sosyalizmi kendi çıkar ve ayrıcalıklarına karşı bir tehdit olarak görmektedir. Ülkede sosyalist bir alternatifin elini güçlendirmemek ve uluslararası alanda ekonomik ve siyasi ilişkilerde egemen konumlarını sürdürmek için SSCB’yi kötü gösterecek her türlü yalan ve çarpıtmaya başvurmaktan çekinmediler.”

Aç bırakma kaynaklı soykırımla ilgili propagandayı başlatan kişi, 1935’te Hearst Grubu için konuyla ilgili bir dizi makale yazan “ünlü gazeteci, gezgin ve Rus İlişkileri öğrencisi” Thomas Walker’dır. Makaleler Ukrayna’da 1932-1933 yıllarındaki korkunç açlığı anlatırken, hikayelere eşlik eden fotoğraflar da açlığın umutsuz kurbanlarını resmediyordu.

Materyal ve fotoğraflar gerçekten etkileyiciydi ama şu var ki daha sonra sözde “ünlü” olan gazeteci Thomas Walker’ın 1932-1933 yıllarında Ukrayna’ya hiç gitmediği ve dahası aslında öyle birinin hiç var olmadığı anlaşılacaktı.

1932-1933 yıllarında Ukrayna’da gerçekten neler oldu?

Kanadalı araştırmacının belirttiği üzere: “1917 Rus Devrimi’ni on dört yabancı devletin (içlerinde ABD, İngiltere ve Kanada da var) askeri müdahalesi ve uzun süren iç savaş takip etmiştir. Yedi yıl süren savaşın yıkıcılığının ardından, devrim ve müdahalenin ciddi bir kuraklıkla birleşmesi, 1921-1922 yıllarında büyük bir açlık yaşanmasına yol açmıştır.”

Tüm bu zorlukların üstesinden gelen Sovyetler, tarihte eşi benzeri olmayan bir proje başlattı: sosyalist toplumun kuruluşu. Geri kalmış bir devleti, güçlü tarım sektörüne sahip sanayileşmiş bir ülkeye dönüştürmeleri gerekiyordu. SSCB’nin “kolektivizasyon” ve “sanayileşme” projeleri bu görevi yerine getirmeyi hedefliyordu.

Rus İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın sonundan beri, Bolşevikler’in 1917’de iktidarı almalarından çok önce de ciddi dönemsel kıtlıklar yaşandığını belirtmek gerekir. Daha sonra da 1920-1921, 1924, 1927 ve 1928 yıllarında kıtlık görülmüştür.

Tottle’ın alıntı yaptığı kıtlık döneminde Ukrayna’da mimar olarak çalışan Kanadalı şehir plancısı Dr. Hans Blumenfeld şöyle demektedir: “1933’te yalnızca Ukrayna’da değil Aşağı Volga’da ve Kuzey Kafkasya’da da kıtlık gerçekten vardı.”

Dr. Blumenfeld kıtlığın yanı sıra tifo salgınının da durumu daha fazla kötüleştirerek 1933 yılında meydana gelen ölümlerin çoğunun tifo, dizanteri ve tifo ateşinden olduğunu belirtmektedir.

Bazı tahminlere göre, 1932-1933 yıllarındaki kıtlık dönemi boyunca üçte biri Ukrayna’da olmak üzere, SSCB’de yaklaşık üç milyon kişi (hem kıtlık hem de salgınlar nedeniyle) hayatını kaybetmiştir.

Batı Virginia Üniversitesi’nden önde gelen Amerikalı tarihçi Dr. Mark B. Tauger, Ukrayna’da kasıtlı bir açlık soykırımı yaşanmadığını belirtmektedir. 1932-1933 yıllarındaki kıtlık ile ilgili kapsamlı çalışmalar yapan profesör, felaketin çevre koşulları sonucu yaşandığı ve Sovyetlerin bölge politikalarıyla bir ilgisi olmadığı sonucuna varmıştır.

Holodomor’u savunanlar suçu SSCB’ye atarken 1933 yılından sonra Sovyetler Birliği’nde bir daha hiç kıtlık yaşanmaması gerçeğinin karşısında sessiz kalıyorlar. Oysa ki Joseph Stalin’in kolektivizasyon projesi başarıya ulaşmıştır.

Amerikalı gazeteci Albert Rhys’ın alıntı yaptığı 1931’deki konuşmasında Stalin şöyle diyor: “İleri ülkelerden 50-100 yıl gerideyiz. On yılda arayı kapatmamız gerekmektedir. Ya bunu başarırız ya da bizi yok ederler.”

Tottle da “Ve başardılar” demektedir.

İkinci Dünya savaşı, SSCB’nin on yıl içinde 100 yıllık arayı kapattığını göstermiştir.

Yine Kanadalı araştırmacının alıntıladığı Alman tarihçi Heinz Hohne “İnsanlar Bolşevizmin tüm bunları nasıl başarabildiğini kendilerine sormaktadır.” demiştir.

-Yiğit Tuncay-

image_pdf

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.